YARGI krizi borsayı da etkiledi. Çoktandır borsa sağlam gözükür, sadece ekonomik faktörlerden etkilenirdi.
CNN Türk’ün ekonomi müdürü Emin Çapa, yabancı sermaye çevrelerinde “Yargı krizi siyasi kriz çıkarır mı?” diye kaygıların başladığını söylüyor.
Allah korusun, ekonomi bir türbülansa sürüklenirse, bürokratlar maaşlarını almaya devam eder ama esnaf dükkânları kapanır, işsizlik patlar!
Sorumluluğu siyasete çıkar elbette.
Herhalde Balyoz planındaki gibi kimse “hükümeti düşürmek için ekonomik kriz çıkarmak” peşinde olamaz.
Ama gerilimin neler yaratabileceğini düşünmeliyiz. Hükümet yargıyla olan bu krizi süratle yatıştırmalıdır.
Yumurta küfesi hükümetin sırtındadır çünkü...
Hükümet artık polemiği kesmelidir.
Yargıya gelince...
Maalesef bizim yargı geleneğimizde politize bir damar vardır.
27 Mayıs, darbenin ilk 6 ayında adliyede 520 hâkim ve savcıyı tasfiye etti! Siyasi konulara bakan Danıştay’da ise üyelerin yarısını tasfiye etti!
Anayasa Mahkemesi’ni ‘kendi’ düşüncesindeki yargıçlarla kurdu.
Ondan sonra da birbirini seçen ‘bağımsız’ kurullar oluşturdu!
‘Devrimci’ militanlar 26 Mart 1963’te Adalet Partisi binasını tahrip ettiğinde, 27 Mayıs’ın Danıştay’ı bunu “milli galeyan” olarak niteleyebildi!
Anayasa Mahkemesi, Demokrat Partililerin siyaset yasağının kaldırılmasını “Anayasa’ya aykırı” bulabildi! 27 Mayıs’ı eleştirmeyi suç sayabildi!
Bunlar tarihte kalmış “divan-ı âli” kararları değil. Merhum Ecevit’in 1970’lerde “Yargı devrimcilerin elindedir” dediği ‘yargısal duruş’ böyle oluştu, “birbirini seçen kurullar” vasıtasıyla, giderek zayıflayarak da olsa bu damar bir ölçüde günümüze intikal etti.
Son yarım asırda geniş bir vatandaş kesiminin oylarıyla ortaya koyduğu tepkileri yargı iyi anlamalı, tarafsızlık konusunda daha güven verici olmaya özen göstermelidir.
Kanun diliyle konuşmak
Son krizde, HSYK’yı destekleyenler Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 84 ve izleyen maddelerinden bahsediyorlar; buna göre:
- Hâkim ve savcıların kişisel suçları, mesela trafik kazası, doğrudan savcılarca soruşturulur; bunda sorun yok.
- Görevle ilgili suçları ise ancak Adalet Bakanlığı’nın izniyle soruşturulur. Erzincan olayında böyle bir izin bulunmadığına göre, demek ki, Erzurum savcıları “yetki gaspı” yaptı!
- Halbuki bu iki suç türünden başka bir de “katalog suçlar” denilen suçlar vardır, mesela örgütlü suçlar böyledir. Bu tür suçlar birinci sınıf hâkim ve savcılarca işlenirse, CMK 251’e göre özel yetkili savcılar (Erzurum savcıları) soruşturma yapar! Bakanlık izni de Yargıtay izni de aranmaz!
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2009/5 sayılı kararında, bu suçların nasıl soruşturulacağı konusunda aynen, kelimesi kelimesine şöyle deniliyor:
“Bu suçlar, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır!” (Sf. 66)
Erzurum savcılarının yaptığı, CMK’nın 251. maddesini ve Yargıtay’ın bu kararını uygulamaktı!
Doğru veya yanlış uygulamış olabilirler ama “yetkili” oldukları açıktır!
Yargıtay sadece yargılama (muhakeme) aşamasında yetkilidir; soruşturma aşamasında hiçbir yetkisi yoktur. (CMK, 250/3)
HSYK, savcıların yetkisini kaldırmakla yetinse mesele yoktu ama yetkili savcıları “yetki gaspı”yla suçlaması, tarafsız değil, taraflı bir tavırdır!
Gözü kapalı destek de öyle...
Hükümet polemiği kesmeli demiştim; yargı da ancak politize damarını dumura uğratıp “tarafsızlık” konusunda güven yaratmakla saygınlığını koruyabilir.
Ateşkes lütfen!








Başkanlık sisteminde mi yoksa mevcut sistemde mi daha fazla çikolata yenir?