SiyasetRSS
Tümü
29 Mart 2010 - 00:27

Anayasa ‘Bugün yapalım yarın düzeltiriz’le olmaz

“Kötü ile ‘daha az kötü bir anayasa’ arasında tercih yapmaktan başka bir yol var” diyen Nimet Tanrıkulu, Osman Kavala, Sibel İnceoğlu ve Turgut Tarhanlı: “Böyle bir kutuplaşma içinde yapılacak bir referandumun demokratikleşmeye hizmet edeceği kanaatinde değiliz”

200’ü aşkın aydın, akademisyen, gazeteci, sendikacı ve sivil toplum temsilcisi geçen hafta kamuoyuna bir anayasa değişikliği bildirisi açıkladı. Kürtlerin, Alevilerin, ulusalcıların, liberallerin, sosyalistlerin ve sosyal demokratların, hatta daha önceleri pek de fazla yan yana gelmeyen isimlerin dahi altına imza attığı bu bildiride özetle denildi ki; “Başka bir yol daha var!”
“Evet”le “Hayır” arasında sıkışmaktan başka bir yol daha var... “Kötü”yle “Daha az kötü bir anayasa” arasında tercih yapmaktan... Biraz daha kutuplaşmaktan ve bir siyasi krize daha saplanmaktan başka bir yol var.
Bildirinin özü bu. Bu öze imza atanlardan Tarhan Erdem bugün Çankaya’da, Cumhurbaşkanı Gül’ün anayasa değişikliğini tartışmak üzere davet ettiği konuklar arasında.
Bildirinin imzacılarından diğer dört isim ise bugün ve yarın bizim konuğumuz: İşadamı, bildirinin hazırlayıcıları arasında da yer alan Osman Kavala, Türkiye’nin sayılı anayasa hukukçularından Prof. Dr. Sibel İnceoğlu, insan hakları ve uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı ve insan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu.
Tanrıkulu, 4 Mayıs 1981’de gözaltına alındı. 19 yaşındaydı. Gayrettepe’de 45 gün Filistin askısı, elektrik, tekerlek, beş saat süren dayaklar, cinsel tehdit, hepsini gördü. Sorguda saçlarının yarısını kopardılar, çenesi çıktı, dişini kırdılar. Sonra Metris’te yattı.
Nimet Tanrıkulu bu acının peşini 30 yıldır bırakmadı. Darbenin ve darbecilerin yargılanmasını isteyen bütün sivil toplum hareketlerinin içinde yer aldı. Gazeteci Celal Başlangıç’ın ifadesiyle “12 Eylül’ün vicdan zaptiyesi” oldu.
Şimdi Tanrıkulu darbecilere yargı yolunu açabilecek geçici 15. maddenin kaldırılmasını da içeren anayasa değişikliği paketine “Bir dakika” diyor. Bunu Tanrıkulu diyorsa, doğrusu sebeplerini iki kat daha merak ettik ve önce ona sorduk:
AK Parti’nin anayasa değişikliği paketini eleştirmek bir anlamda 12 Eylül Anayasası’na da razı olmaktır deniyor. Siz razı mısınız?
Nimet Tanrıkulu: Böyle bir tartışma konusu dahi bizim açımızdan abesle iştigaldir, büyük haksızlıktır. Ne bizim bildirinin metninden ne de söylediğimiz hiçbir sözden bu anlam çıkmaz.
O zaman nedir karşı çıktığınız?
Tanrıkulu: Türkiye’nin son derece kritik, tarihi öneme sahip bir süreçten geçtiği şu günlerde sözlerimizin doğru okunması gerekir. Biz 12 Eylül Anayasası’nın tümden kaldırılmasını ve yerine de bütün ihtiyaçlara yanıt verecek, demokratik bir anayasa yapılmasını istiyoruz. Bildiride işaret edilen de bu.
Çünkü eğer her şeyin birbirine bağlı olduğu bir sistem içinde yaşıyorsak çok köklü değişiklikler yapılmadığı sürece bu paketle de bizim açımızdan ciddi bir değişiklik olmayacağını biliyoruz. Üstelik tam da yeni bir anayasa için toplumun çeşitli kesimlerinden çok güçlü sesler gelirken, hiç bu sesleri dikkate almadan böyle bir paketin tercih edilmesini eleştiriyoruz ve nedenlerine dikkat çekiyoruz. Biz paketler yerine tümden değişimde ısrar ediyoruz ve öncelikle de bu değişimin koşullarının yaratılmasını istiyoruz.

‘Gerçek bir hesaplaşma istiyorum’
Şu an için o koşullar yoksa, en azından geçici 15. maddenin kaldırılması bile size yetmez mi?
Tanrıkulu: Yetmez. Toplumun en temel sorunu, yani Kürt sorunu konusunda hiçbir yaklaşımı yokken geçici 15. madde kalkıyor diye kişisel olarak bu paketle yetinmem benden beklenemez. Kuşkusuz 15. madde mutlaka kalkmalı, ama ben gerçek bir hesaplaşma istiyorum. 12 Eylül hayatın bütün alanlarını dizayn etti ve ona göre bir yaşam tarzı oluşturdu bu toplumda. MGK’yı, YÖK’ü, Siyaset Belgesi’ni, Askeri Mahkeme’yi kaldırmadan, başlangıç maddelerinden itibaren kullanılan militarist, milliyetçi ve cinsiyetçi dili temizlemeden, Siyasi Partiler Yasası’nı, seçim barajını, hak ve özgürlükleri tartışmaya açmadan 12 Eylül’le ne denli hesaplaşma koşulları oluşacak, bunun düşünülmesi lazım.
Peki olası bir referandumda önünüze 15. maddeyi kaldırma fırsatı gelirse “hayır” mı diyeceksiniz?
Tanrıkulu: Bakın, biz 78’liler kuşağı girişimi, altı yıldır ağırlıklı olarak Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılması üzerine çalışıyoruz. Böyle bir çalışmayı yürüttüğümüz noktada ben elbette bu paketi elimin tersiyle itmiş gibi algılanmayı istemem. Böyle bir duruş ve bakışım yok. Kaldı ki o geçici 15. maddenin kaldırılmasının benim için çok farklı anlamları var. Yaşadığım vahşet sürecinin sorgulanmasını ve yargılanmasını isteyen biri olarak bu pakette böyle bir maddenin olması tabii ki beni de çok düşündürdü.
Arkadaşlarımızla bu konuda çok tartışmalar yaptık. Bunu AKP’nin klasik politikası olarak görmenin de ötesinde her yönüyle konuştuk. Ancak pakette geçici 15. maddenin olması benim oyumun renginin belli olması anlamına gelmemeli. O kadar basit değil. Toplumun çeşitli kırılmaları var. Bu kırılmaları Anayasa’nın 15. maddesini kaldırıyoruz dediğimizde çözebiliyor muyuz?
Diyelim ki anayasa tümden değiştirilemedi, ama geçici 15. madde kalktı; siz ne hissedersiniz?
Tanrıkulu: Ben parlamento ne yapacak, ona bakarım. Benim için temel olan bu. Kaldırdık bizim işimiz bitti mi diyecekler, yoksa mesela parlamentoda bir gerçekleri araştırma ve adalet komisyonu kuracaklar mı? Eğer böyle bir yüzleşme olmayacaksa geçici 15. maddeyi kaldırmak sadece kâğıt üzerinde bir makyaj gibi kalır, toplum ve bizim için değişen hiçbir şey olmaz.
Bu konuda hiç hükümete önerileriniz oldu mu?
Tanrıkulu: AKP’nin bu son paketi açıklanmadan bir süre önce hükümetle defalarca bunu görüştük. En son görüşmemiz bir ay önceydi. Ancak bize o zaman dedikleri şuydu; “Türkiye’nin iklimi ve parti kamuoyu şu anda bunu konuşmaya müsait değil.” O yüzden bizim için bu paketten bunun çıkmış olması gerçekten sürpriz.
Bu dediğiniz çok önemli; acaba kimle görüşmüştünüz?
Tanrıkulu: İktidar milletvekilleriyle görüştük. Özel görüşmeler yaptık. Bunu Adalet Komisyonu’na taşımaya çalıştık, ancak bize “Bizi zorlamayın, koşullar uygun değil” dediler.
Peki sizce 15 günde ne değişti de bu madde pakete kondu; “bir parmak bal” meselesi mi?
Tanrıkulu: Zaten taslakta böyle “ballar” var. Mesela kadınlarla ilgili pozitif ayrımcılık maddesi de böyle bir şey. Hem pozitif ayrımcılık yapacağız diyorlar, ama hem de seçim barajı yüzde 10; nasıl seçilebilirsiniz ki?


Söyleşimizi Kavala’nın Elmadağ’daki ofisinde gerçekleştirdik.
Fotoğraflar: OZAN GÜZELCE

 

En ağır madde geçici 15’in kaldırılması, gerisi ayrıntı
Bildiriyle ilgili e-mail ortamındaki yazışmalarda sizin çok dikkat çekici bir yorumunuz vardı. Siz geçici 15. maddenin bu pakete konması bir “hipokrasi” (iki yüzlülük) diyorsunuz; neden?
Turgut Tarhanlı: Sanırım bunu izah etmek için öncelikle geçici 15. maddenin terazide nasıl bir ağırlığı olduğuna bakmamız gerekiyor. Şöyle ki, taslakta yer alan hükümler büyük ölçüde bir revizyonla ilgili konular. Geçici 15. maddenin kaldırılmasının referansı ise revizyon değil, tamamen başka bir olay. Oradaki referans, bir geçmiş askeri rejimin kendini koruma zırhının, anayasa gibi güçlü bir hukuki form içerisinde varlık bulmasını ortadan kaldırma ihtiyacı. Yani bu ne demektir? Bu, “geçmişle hesaplaşma” demektir ve işte hipokrasi tanımına da buradan geçmek mümkündür.
Çünkü evet, 15. maddenin kaldırılmasına hepimiz şapka çıkartabiliriz; kaldırılsın. Ama 15. madde sadece kendisini kaldırmakla üstesinden gelinemeyecek ve bu kadar kolay bir usulle “geçmişle hesaplaştık” mesajı verilemeyecek ağırlıkta bir maddedir.
Bu ağırlığın hakkı verilmediği sürece geçici 15. maddenin anayasa taslağı içerisindeki yeri bana bir hesaplaşmadan çok araçsal, çok kısa vadeli çıkarlar ve toplumsal iradenin bu kısa vadeli çıkarlar yönünde evrilmesine katkı sağlamaya yönelik bir enstrüman gibi görünüyor.
Hükümet ne yaparsa gerçekte de bir hesaplaşma niyeti olduğuna, 15. maddenin ağırlığını taşıyabileceğine ikna eder sizi?
Tarhanlı: Ben niyeti ancak ortaya çıkan veriler üstünden değerlendiririm, yoksa özcülük yapıp niyet okuyamam. Ortaya çıkan emarelere baktığımızda da eğer burada bir hipokrasi görmek istemiyorsak öncelikle bu maddenin türev sonuçlarının açıklıkla bu metinde yer alması gerekir. Yani hükümetin geçmişle hesaplaşma politikası nedir; bunu şu ana kadar biliyor olmalıydık.
Oysa gerek hükümet gerekse hükümet muhalifi çevrelerde konunun sadece ve sadece Milli Güvenlik Konseyi ve Kenan Evren odaklı bir tartışma haline geldiğini görüyoruz, ki bu abes bir tartışmadır.
Sizce Konsey ve Evren’den başka odakta kimlerin de olması gerekir?
Tarhanlı: Bir kere o dönemde 12 Eylül’ün yetkilerini kullanmış merciler, makamlar, organlar, kişiler, yani karşımızda binlerce kişilik bir kamu görevlileri zümresi var. Bu sorumlular zümresi nasıl bir muameleye maruz kalacak? “Kanunda düzenlenir” mi diyeceksiniz? Sonra ne olacak? 15. madde kalkacak, Türkiye hukukçuları devreye girecek, cevval bir biçimde davalar açılacak. Bunu bekliyor muyuz gerçekten? Oysa taslakta böyle bir referans dahi yok.
Olmaması çok mu hayati?
Tarhanlı: Tabii ki çok hayati, bu çünkü sadece insan hakları anlamında bir revizyon değil, bu Türkiye yakın siyasi tarihiyle ilgili çok önemli bir politika meselesi. Şaka değil bu; on binlerce mağdur insanın mağduriyetlerinin Türkiye hukuk düzeni içerisinde giderilmesinden söz ediyoruz. 30 yıldır bu hak engellenmiş. Ama bütün kerli ferli hukukçuların bu konuyu “zaman aşımı” üzerinden açıklamakta ısrar ettiğini görüyoruz. Peki bu gibi teknik konularda hükümetin politikası ne; bunu biliyor muyuz? 15. madde kaldırıldıktan sonraki sorunları aşmaya yönelik bir emare görebiliyor muyuz?
Hayır, hiç böyle bir emare görmüyoruz. Hükümetin gerçekten geçmişle hesaplaşma iradesi midir bu maddenin kaldırılması, yoksa tıpkı Kürt açılımındaki gibi perdeleme midir, ondan hiç emin değiliz.
Elbette geçici 15. maddeyi kaldırmak birçok kişiye şirin gözükebilir. Fakat korkarım ki bu maddenin kaldırılma öncesiyle sonrası arasında hiçbir farklılık yaşamayabiliriz. 

‘Hiç yoktan iyidir’ demem
“Hiç yoktan iyidir” demez misiniz?
Tarhanlı: Demem! Çünkü bunu deme miadı dolmuştur artık. 30 yıl boyunca hakkında hiçbir şey yapılmamış bir insanlık sorununda bugün “Kaldırılması dahi iyidir” deme lüksüne sahip değiliz. Eğer demokrasi olacaksa Türkiye’de, ben bunu diyemem. Onun için de bu maddeyi buraya koymak hükümet adına büyük bir talihsizliktir ve taslakta diğer kalan her şey ayrıntıdır, onu söyleyeyim. Hiçbiri bu maddenin ağırlığında değildir. Taslaktaki terazinin bir kefesinde bu madde vardır, öbür kefesinde diğer bütün maddeler ve bu madde ağır basmış, taslağın bütün simetrisi bozulmuştur.
Yalnız sizin taslağa dönük bu eleştirilerde bulunmanız geçici 15. maddenin kaldırılmasından feragat etme, dolayısıyla darbe anayasasına sahip çıkanlara hizmet etme olarak da değerlendirilebilir?
Tarhanlı: Ben kendimi hiç böyle bir konuma koymadığım gibi bu tür yorumları da açıkçası saçma ve mesnetsiz buluyorum. Çünkü bu bilgi eksikliğidir. 15. maddenin kaldırılması şık bir operasyon olabilir, ama mesele sadece bu değildir. Mesele, 15. maddeyi kaldırdıktan sonra geçmişle hesaplaşmanın yapılarını ve enstrümanlarını nasıl kuracağımız meselesidir. Bu da basit bir anayasa revizyonu değil, ağır bir siyasi yükümlülüktür.
Tanrıkulu: Zaten ben de bildiriye imza atarken tam olarak hocamın dediği bu yerden baktım: Gerçekten bu bir geçmişle hesaplaşma olabilecek mi?
Siz 15 gün öncesine kadar yaptığınız görüşmelerde böyle bir irade görmediniz mi?
Tanrıkulu: Şöyle söyleyeyim, biz bu Meclis’le ilgili sadece bu 15. madde çalışmasını yapmadık. Diyarbakır, 1 Mayıs 77 ve Maraş dosyalarının da Meclis’te açılmasını, bizim kurduğumuz komisyonların benzerlerinin parlamentoda da kurulmasını istedik. Ancak hiçbirinde böyle bir istek ve irade göremedik.
Tarhanlı: Oysa o iradenin olması çok önemlidir, çünkü geçmişle hesaplaşmada demin de anlattığım gibi hukuk yetersiz kalabilir. Hukukun yetersiz kaldığı zamanlarda ise hükümetin omuzlarına ağır bir politik sorumluluk biner. 30 yıldır hesabı verilmemiş mağduriyetler içinde yaşayan Türkiye vatandaşlarını bu ağırlığın altında bırakmama sorumluluğudur bu. Ve hiç hafif bir konu değil, çünkü bu bir yargılama meselesi değil, hesap verebilme meselesidir.
Tanrıkulu: Hocamın dediği gibi biz basit bir intikam, kin duygularının peşinde değiliz. 12 Eylül askeri darbesinin yargılanması konusundaki ısrarımızın tüm nedeni bu yüzleşme-hesaplaşma ihtiyacı. Dolayısıyla bizim için sadece geçici 15. maddenin kaldırılması yetmez, maddeyi kaldıran hükmün altının da doldurulması, hesaplaşma iradesinin gösterilip gösterilmeyeceğinin şimdiden beyan edilmesi gerekir. O yüzden de biz diyoruz ki, paketlere enerji harcamak yerine bu anayasayı ve 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı bütün ürünleri tümden kaldıralım.

 

Bu kutuplaşma ortamında yapılacak referandum demokrasiye hizmet etmez
Hangi ihtiyaçla bu bildiri kaleme alındı?
Osman Kavala: Biz, yeni bir anayasa gerektiğini, bunun katılımcı ve mutabakata dayalı bir süreçle hazırlanmasının doğru olacağını ve yasamanın demokratikleşmesinin bu sürece hizmet edeceğini belirttik. Çünkü kutuplaşmanın rasyonel bir tartışmaya imkân vermediğine dair bir endişemiz vardı ve belki de bütün imzacıları birleştiren bu endişe oldu. Oysa, anayasa hazırlık çalışmaları gerçekten katılımcı bir biçimde yürütülürse, bu sürecin aynı zamanda toplumsal uzlaşmaya da hizmet edebileceğini düşünüyoruz.
Sizin böyle bir uzlaşma için önerileriniz nedir?
Kavala: Bildiride biz ağırlıkla yöntem ve süreçle ilgili görüş belirttik ve yasama organının seçimi ve işleyişiyle ilgili düzenlemelerin öncelikli olduğunu ifade ettik. Seçim barajının kaldırılması, partilerin Hazine yardımlarından adil biçimde yararlanmaları, gelir ve giderlerde şeffaflık, partilerin kapatılmasının Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu Kriterleri çerçevesinde ve istisnai bir durum olarak düzenlenmesi, dokunulmazlıkların kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılması, siyaset yasağının kaldırılması ve pozitif ayrımcılığı da içeren cinsiyet eşitlikçi düzenlemelerin yapılması. Bunları bir araya getirdiğiniz zaman farklı kesimlerin kabul edebileceği, Meclis’in daha demokratik çalışmasına katkıda bulunacak bir öneriler paketi ortaya çıkıyor.
Bu aşamadan sonraki öneriniz nedir; sizce bugün itibarıyla ne yapılabilir?
Kavala: Geçen salı TBMM’ye giderek bütün partilerin grup başkan vekilleriyle görüştük. Sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla mutabakat sağlanabilecek maddeler üzerinde odaklanılmasının önemini belirttik ve uzlaşmanın denenmesi çağrısında bulunduk.
Sizce yaparlar mı?
Sibel İnceoğlu: Siyasi partilerin tavrına bağlı, ama seçimden sonraya da bırakılabilir. Çünkü buradaki esas mesele şu: Anayasa yapımını ciddiye almak. Bunun böyle bugün yapalım, yarın olmazsa düzeltiriz gibi bir şey olmadığını göstermek. Biz bunu söylemeye çalışıyoruz. “Ben yaptım oldu”yla anayasa yapılamaz. Oysa sanki şu anda bir savaş gibi algılanıyor anayasa yapmak.
Kavala: Bu referandum seçimlere hazırlık sürecinin parçası gibi algılanıyor ve taraflar bu karşılaşmada galip gelmek için referandum stratejileri geliştiriyorlar. Böyle bir siyasi ortamda, böyle bir kutuplaşma içinde yapılacak bir referandumun demokratikleşmeye hizmet edeceği kanaatinde değiliz. O yüzden de biz öncelikle bu endişelerimizi belirtmek ve başka bir yol önermek sorumluluğunu hissediyoruz. Bu yolun hükümetin dayatmacı tavrından da bunun karşısındaki topyekûn ret yaklaşımından da farklı olması gerekir.

 

YARIN
Bugün daha çok geçici 15. maddenin üzerinde durduk. Yarın özellikle “Uzlaşma aramak ipe un sermek mi? Toplumsal mutabakat isteği devletçi zihniyete hizmet etmek mi? Bu paketle ne kadar  demokratikleşiriz? Referandum milli irade midir?” sorularına yanıt arayacağız. 

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
Anlamı kraliçe olan isim hangisidir?
Markapon
©Copyright 2010