SiyasetRSS
Tümü

BÜTÜN orduların görevi olan ülkeyi savunma ve Anayasa’ya sadakat görevi elbette devam ediyor. Harbiye Marşı’nı veya Atatürk’ün hitabesini dinlerken gözlerinin yaşarması da tabiidir. Bunun yanında askerlerde iki yönlü bir değişim görülüyor: Hukuk ve demokrasi vurgusu güçleniyor; askeri ideoloji dünyaya daha açık hale geliyor.
28 Şubat generalleri, “Atatürkçü düşünce sisteminden sapan hiçbir çabaya izin vermeyeceksiniz” diye talimat veriyorlardı. (Hürriyet, 29 Eylül 1998)
Kürtçe televizyona izin verilemez” diyorlardı! (Milliyet, 5 Aralık 1998)
Bugün ise, komutanlar daha çok ideolojik değil “sorun odaklı” konuşuyorlar, çözümleri de profesyonel bir gözle araştırıyorlar. Batı dillerindeki yayınlara daha çok referanslar yapıyorlar.
Akla da hukuka da aykırı planlar geçmişte kalmış gözüküyor.
Askeri ideolojideki bu yenileşmeyi, Org. Özkök ve Org. Başbuğ’da görmek mümkün.

Kuvvet ve hukuk
Terörle mücadele mi? Eskiden klasik söylem “kökünü kazımak”tı, “ezmek”ti. Çünkü “kuvvet kullanma” yoluyla her sorunun çözümlenebileceği düşünülürdü.
Org. Başbuğ ise, dünkü konuşmasında şunları söylüyor:
“Operasyonlarda daha fazla kuvvet kullanılması bazen başarılılık derecesini azaltır... Terörle mücadelede başarı, öldürülen terörist sayısına endekslenmemelidir.”
Eskiden terörist de, ona yardım eden de, hatta sempati duyan da “hain” başlığı altında aynı kefeye konurdu. Bugünkü “taş atan çocuklar” probleminin de temelinde bu genelleme yok mu? Şimdi nasıl çözmeye çalışıyoruz? Daha çok hapsederek mi? Kazanmaya çalışarak mı?
Org. Başbuğ da sorunlar yumağına ‘analitik’ gözle bakıyor; “terörle mücadelenin insan odaklı olması gerektiğini” söylüyor. Silahlı teröristle ona yardım edenin ve sempati duyanın aynı kategoriler olmadığını, farklı davranmak gerektiğini söylüyor; çünkü “halkın kazanılması son derece önemlidir.”
Hukuk, işte bu konuda da hayati derecede önemli.

Söz konusu vatansa
Çünkü söz konusu olan vatansa, hukuk daha bir önemlidir! Başbuğ da “terörle mücadelenin yasalar çerçevesi içinde yürütülmesi”nin önemini eski dönemlerden daha fazla vurguluyor. Tecrübe göstermiştir ki, hukuku çiğneyen kuvvet, yaratacağı mağduriyetle terörü beslemektedir.
PKK yayınlarına bakın, temel propaganda konuları Takrir-i Sükûn ve izleyen dönemlerdeki aşırı “kuvvet” kullanımının yarattığı derin mağduriyet duygularıdır.
Terörle mücadele artık daha ince, daha akılcı, daha insani dikkatler gerektiren bir boyuta gelmiştir. İşte Başbuğ’un sözleri:
“Terörle mücadele eden en alt seviyedeki personel bile tarih, sosyoloji bilmelidir!”
Nerede kaldı eski askeri ideolojideki “Sosyologlar kafamızı karıştırır” lafı!
Ve Başbuğ’un dikkat çektiği “küresel boyut”, yani diplomasi; yani Amerika’yla, Avrupa’yla, komşularla ve dünyayla ilişkiler!
1980’lerde, hatta 1990’ların ortalarına kadar Batı, PKK’yı bir ölçüde “hak mücadelesi veren silahlı örgüt” gibi görmüştü, hapisteki Leyla Zana’ya Zaharov ödülü vermişti.
Türkiye’de demokrasi, hukuk, dışa açılma ve kurumlarda sofistikasyon geliştikçe terörün “küresel” zemini daralıyor, Avrupa’da peş peşe tutuklamalar oluyor. BDP’ye “PKK’dan uzak durun” diyorlar artık.
Terör için daha zor bir dünya oluşuyor. Silahı bırakmalıdırlar.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010