SiyasetRSS
Tümü

Hasan Cemal’in, “Türkiye’nin Asker Sorunu” adlı kitabı 27 Mayıs 1960 darbesinin ellinci yıldönümüne rastlayan günlerde çıktı.
Türkiye’nin demokrasi tarihi, aynı zamanda “askeri darbeler” tarihidir. Cemal, yakın tarihe tanıklık etmiş bir gazeteci olarak yazılarında epeydir koyduğu bir teşhisi kitabında da yineliyor:
“Asker sorunu aynı zamanda sivil sorunudur. Demokrasi ve hukuk kültüründen, çağımıza damgasını vuran özgürlükler ve insan hakları anlayışından yeterince nasibini alamamış bir sivil sorunu.”
27 Mayıs’ın üzerinden yarım asır geçtikten sonra darbelerin çözümsüzlüğünü, yol açtığı insani ve siyasi travmaları bugün çok daha iyi anlıyor ve bu tür müdahaleleri reddediyoruz.
İktidarları seçim dışı yollardan düşürmek, başbakanı, bakanları asmak kabul edilemez bir davranıştır.
Ekranlara birkaç gündür 27 Mayıs’la ilgili ses kayıtları, Yassıada görüntüleri geliyor, “Darağacındaki Menderes” fotoğrafları yayımlanıyor. 1960’ların Türkiyesi’nde “ihtilal” bayram coşkusuyla karşılanmış, sonradan bu “utanç verici” manzaralar yaşanmış. İdamlar gerçekleştirilmiş!
Asker/sivil sorunu işte tam da bu noktada yaşanıyor.
Darbelere geçit veren sivil kadrolar, “askeri vesayet“e evet diyorlar.
Ordunun siyaset üzerindeki otoritesi kurumlaşıyor.
50 yıl sonra bugün çok daha iyi anlaşılıyor ki 27 Mayıs ihtilali, 12 Mart’ın ve 12 Eylül’ün önünü açmış, Silahlı Kuvvetler’e iç hizmet yasasının 35’inci maddesindeki “Cumhuriyeti koruma kollama” görevi veren yetkiyle, darbeleri meşrulaştırmanın temeli 1960’larda atılmıştır.
Hasan Cemal kitabında Anayasa profesörü Tarık Zafer Tunaya’nın sözlerine yer veriyor:
“Türkiye’de 1908’den itibaren oluşmuş olan iktidarlar sivilleşememişlerdir. Buna ‘kısmen’ sivilleşme demek mümkün. Sivilleşemeyen siyasal iktidarların yapısında askerlik ya da askeri kontrol ağır basmıştır. Abdülhamit rejimi, kendisini yıkan İttihat ve Terakki’nin oluşturduğu iktidardan daha sivildi. Daha mülki idi... DP iktidarı bu bakımdan sivildi. Fakat bir parantez olarak ‘istisnai’ bir niteliği olmuştur. Ve askeri bir müdahale ile son bulmuştur.”
Askeri darbelerden sonra sivillerin de iyi sınav veremediklerini görüyoruz.
DP’nin devamı niteliğindeki Demirel’in AP’si, 1965-1971 yılları arasında “Bu Anayasa ile ülkenin yönetilemeyeceğini” savunmuş, özgürlüklerin budanmasına, Denizler’in idamına onay vermiştir. 12 Eylül 1980 darbesine de, her şeye rağmen iktidarı askerle paylaşmaya razı olan bu “faydacı“ anlayışla gelinmiştir.
İspanya’dan, Portekiz’e, Yunanistan’dan, Şili, Arjantin, Brezilya’ya darbecilerden hesap sorulmayan tek ülke Türkiye’dir.
O yüzden on yılda bir demokrasi kesintiye uğramış, 28 Şubat’lar, 27 Nisan’lar yaşanmıştır.
Artık darbeler çağı kapandı, diyoruz. Tarihten ders almak için Hasan Cemal’in kitabı iyi bir kaynak. Genç kuşaklar mutlaka okumalı.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010