Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ önce Hürriyet’e, ardından Haber Türk’e, Deniz Kuvvetleri Komutanı da cenaze törenindeki gazetecilere konuştular.
İçeriği daha sonraki satırlarda irdeleriz.
Öncelikle “konuşma ihtiyacının” altı çizilmeli.
Komutanlar, TSK nabzını yansıtmaya karar vermişler.
Tek taraflı kamuoyu oluşturma sürecinde TSK’nın yıpranması, kışlada moral bozukluğu, komutanları bu yönde tavır almaya yöneltmiş olmalı.
İlke olarak Milli Savunma Bakanı’nın ya da Genelkurmay’ın bağlı olduğu Başbakanlığın sürece ağırlık koymaları beklenir.
Siyasetin tabiatı bu olmalıdır.
Hatta...
“Başkomutan” statüsüne sahip olan Cumhurbaşkanı da askerin moralini gözetmelidir.
Onların “askere karşı psikolojik konum blokunda oldukları” gibi bir iddia ya da yorum “yanlıştır...”
Düşünülmesi bile abes.
Ancak...
“TSK’ya karşı asimetrik psikolojik savaş yürütüldüğü” ve “sürekli atışlara hedef yapıldıkları” kanısında olan komutanların sanıyorum duyarlıkları daha yükseldiği için siyasi iktidardan beklentileri de artmış olabilir.
Konuşmalarında “yalnızlık sendromu” hissediliyor.
Org. Başbuğ’un “generalleri toplayarak konuşmak ihtiyacı duyduğunu“ ve “üstlere moral gezileri yaptığını” söylemesi, sadece “içini dökmek” sanılmasın...
Belirli adreslere mesaj da olabilir bu söylem.
Bir ülkenin Silahlı Kuvvetleri’nin “moral bozukluğu” içinde olması, çok “ciddi” bir durumdur.
Bir futbol takımının bile morali, spor sayfalarında sütun sütun işlenirken, “askerin moral bozukluğu” kolektif akılda iz bırakmalıdır.
Sadece siyasetçilerin değil, medyanın, sivil toplum örgütlerinin, tümüyle ulusun sorumluluğu vardır.
Elbette açılmış davalar, iddianameler, askerin içinde bazı yanlış adamlar ayrı konu...
Sonuna kadar gidilmelidir.
Hem de zamana fazla yaymadan, ayak sürmeden kısa sürede kesin sonuç almayı hedefleyerek, adalet yolu almalıdır.
Ama...
Bu arada TSK’nın onuruna, saygınlığına özen gösterilerek, askerin moralini bozan durumları ve odakları göğüslemek de önemlidir.
ORG. BAŞBUĞ NEYİ BEKLİYOR?
Haber Türk’ün manşetinde Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un “Bizim de bildiklerimiz ve elimizde belgelerimiz var. Açıklamıyoruz” mesajı yayımlandı.
Bu sözleri “Ne biliyor, açıklamak için neyi bekliyor?” sorularına çağrı yaptı.
Gerçekten TSK’nın ve Türkiye’nin yararları için çok önemliyse -ki mesaj bu anlamı da içeriyor- saklanmaması gerekir.
Ancak...
İlker Paşa ardından “Belki birileri harekete geçer diye bekliyoruz” söylemi “zamanlama” açıklaması gibi...
Gene birilerine mesaj olarak algılanmalı.
Belki de TSK’yı hedef alan psikolojik savaş iddialarının kanıtı olabilecek odakları, failleri, bazı tezgâhları ima ediyor olabilir.
Fakat...
Bütün bunlar üzücüdür.
Havayı “kurşun gibi” ağırlaştırıyor.
Bu böyle nasıl gidecek?
Medya manşetleri ve gazete köşeleri üzerinden -neredeyse- örtülü vuruşma hali yaşanıyor.
Türkiye “yüksek gerilim hatları altında sürekli negatif enerji yüklenen bir coğrafyaya” dönüşmekte.
Öyle görünüyor ki...
Asker de hem kendi kamuoyu, hem de Türkiye ve dünya kamuoyu için konuşmayı sürdürecek.
Tansiyonu düşürmek üzere iktidara önemli bir misyon yüklenmekte.
Ayrıca...
Cumhurbaşkanı Gül’ün de, dönüşünde “kurumlar arası ahengi” yeniden oluşturmak üzere devreye etkinlikle girmesi zamanıdır.
MUCİZE
Einstein şöyle demiş:
“Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri; hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri her şeyin bir mucize olduğunu düşünmek.”
Alev İnan mucizeler ekseninde bir roman yazmış.
Tarihin mucizeleriyle örülen yaşam paralelleri.
Kitabın güzelliklerindendir bir şeyler öğretmek.
MUCİZE’de keyifle okunmanın ötesinde bilgi arka bahçeleri de var.
Alev İnan’ın bu 3. kitabı.








Kemalistler Adamı Zorla AKP'li Yapar