Hasan Cemal h.cemal@milliyet.com.tr
Tüm Yazıları »
|
Kürt sorunu hem öğrenmeye, hem de yüreğimde hissetmeye çalıştığım bir sorundur.
Diyebilirim ki:
Yaşanan acıları dinledikçe bir yandan aklımın, diğer yandan vicdanımın kilidi zaman içinde açılmıştır.
Bugün önümüzdeki en yakıcı, en güç sorundur Kürt sorunu.
Bu sorundaki çözümsüzlük, uzun yıllardır Türkiye’nin demokrasi ve hukuk çıtasının yükselmesini engellerken, aş ve iş sorununun hal yoluna girmesine de set çekmiştir.
Kürt sorununun silah ve şiddetle bağını koparıp çözüm kapısını açabilen bir Türkiye’nin önü de alabildiğine açılacaktır.
Bu konuda aklı başında herkesin herhangi bir kuşkusu olduğunu sanmıyorum.
Gidin Ankara’ya, konuşun hükümet yetkilileriyle, devletle...
Gidin İmralı’ya, konuşun Öcalan’la...
Gidin Diyarbakır’a, konuşun BDP’lilerle, KÇK’lılarla, DTK ile, sivil toplum örgütleriyle...
Gidin Erbil’e, Selahattin’e, konuşun Irak Kürt yönetimi yetkilileriyle...
Çıkın Kandil’e, konuşun Murat Karayılan’la...
Bütün bu konuşmalardan bir ortak nokta çıkar:
Kürt sorunu artık silahla, şiddetle çözülemez; silahlı mücadelenin eski deyişle miadı dolmuştur.
Herkes bunu size söyleyecektir, söylüyor da... Bütün bu odaklarda gerçeği görebilen aklı başında herkesin mutabık olduğu nokta şudur:
‘Barış süreci’ni bir an önce başlatmak!
Biliyorum, bu konuda çok söz var. Her kafadan bir ses çıkıyor.
Bunları geçiyorum.
Barış süreci bir ‘ilk adım’la başlayabilir ancak. Şöyle sloganlaştırılabilir bu ilk adım:
Ne operasyon ne de mayın!
İkisi de dursun, parmaklar tetikten çekilsin ve önkoşulsuz diyalog başlasın!
Bu süreç başladığında, bir konunun daha yaşamsal önemine dikkat etmek gerekir. Aslında bunu bilmeyen yok. İlgili herkes diyor ki:
Provokasyonlar yolumuzu kesmesin!
Barışın düşmanları az değil çünkü. İçeride ve dışarıda barış sürecini sabote etmek isteyenlerin işini güçleştirecek olan, her iki tarafın da bu diyalog sürecinin arkasına koyacakları ‘siyasal irade’dir, ‘siyasal kararlılık’tır.
Barışa ilişkin bu irade ve kararlılık var mı?
Ankara’da var mı?
İmralı’da var mı?
Kandil’de var mı?
Eğer yoksa, barış süreci lafta kalır. Her mayın patladığında, her operasyon yapıldığında, her katliam gerçekleştirildiğinde barış süreci güme gidecekse, provokatörlerin oyuncağı olacaksa barış, o zaman bu dükkanı kapatıp gidelim.
Ve analar ağlamaya devam etsin.
Bunun içindir ki:
Parmakların tetikten çekildiği, operasyonların durdurulduğu bir çatışmasızlık, bir sükunet ortamında diyalog süreci başlatılabilirse, o süreçte her şey kamuoyunda ve kapalı kapılar arkasında konuşulur tartışılır.
Kim bilir bunları kaçıncı kez yazıyorum bu köşede.
Silahların sustuğu, dağdan ölüm haberlerinin gelmediği dönemin arkasına eğer yeterince irade koyabilirsek, önceliklerin ve sonralıkların sıraya dizilerek barış için bir ‘yol haritası’nın ortaya çıkması kolaylaşır.
Ama bunu yaparken, arabayı atın önüne koyan tavırlardan kaçınmak ve demin belirttiğim gibi mutlaka sabırlı olmak gerekir.
Geçen yılki demokratik açılım sırasında yaşadığımız, çözümü birkaç aya sığdırmaya kalkıştığımız o olağanüstü sabırsızlık örneğini aklımızda tutarsak, diyalog sürecine zaman tanımaktan başka çare olmadığını daha iyi anlayabiliriz.
Uzun lafın kısası:
Hükümet operasyonları durduracak.
PKK mayın döşemeyecek.
Parmaklar tetikten çekilirken, İmralı ve Kandil’i de kapsayan bir diyalog süreci başlayacak!
Var mısınız?..
‘Ölmeden barışı görmek isteyenler’in ortak arzusunun da böyle bir ilk adım olduğunu sanıyorum.








Kutlu olsun!..