Genelkurmay Başkanı’nın Habertürk’te çıkan söyleşisi darbe-cunta eleştirilerinin odağındaki Silahlı Kuvvetler’le ilgili tartışmaları alevlendirdi.
Başbuğ, son zamanlardaki “Sabrımız taşıyor” sözlerine açıklık getirmek isterken yeni bir polemiğe yol açtı:
“Kastım şudur: Biz bütün bu olayların, bize karşı yapılanların arka planını biliyoruz. Biliyor ve susuyoruz. ‘Birileri gerekeni yapar’ diye susuyor ve bekliyoruz. Sınır aşılırsa bildiklerimizi halkla paylaşmaya başlayacağız. Bizim de elimizde pek çok bilgi var. Bunları açıklamak zorunda kalacağız.”
Bu konuşmadan sonra Başbuğ’a düşen, elindeki bilgileri açıklamasıdır.
Nitekim, Genelkurmay Başkanı’nın sözlerini yorumlayan pek çok çevre, demokratik bir ülkede ordunun sivil iktidardan ve kamuoyundan gizleyeceği bilgiler olmaması gerektiğini belirttiler. Kastedilen şey, TSK’ya yapılanların ‘arka planı’ olduğuna göre, ulusal güvenlikten çok siyasal alana ilişkin olması beklenen bu bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmasında yarar vardır.
Başbuğ gibi CHP lideri Baykal da, Türkiye’de yaşanan olayların doğal bir sürecin parçası olmadığının, arkasında çok özel planlamalar olduğunun açıkça gözüktüğü inancında. “Genelkurmay Başkanı’nın bu feryadına herkes kulak vermelidir” diye çağrıda bulunuyor.
Türkiye asker-sivil ilişkilerinde sancılı bir süreçten geçiyor.
İngiliz The Economist dergisinin yazdığı gibi, darbeler döneminin son bulduğu bir ortamda asker istemeden de olsa siyasete daha az müdahale etme eğilimine girdi. Gelinen aşamada Başbuğ’un olumlu rolü var.
Ancak Başbuğ’un sivil ve demokratik bir ülkede orduyu olması gereken yere çekme çabasına aykırı gelişmeler de yaşanıyor. Bu süreç Genelkurmay Başkanı’nı da yıpratıyor.
Deniz Kuvvetleri’nde peş peşe intiharlar oluyor.
Başbuğ’un moral vermek için gittiği Gölcük ve Poyrazköy, amirallere suikast iddialarının, Kafes eylem planlarının, Koç Müzesi’nde ziyarete açılan denizaltıdaki patlayıcıların, lav silahlarının merkezindeki adresler. Elbette bu suçlamalar henüz yargı aşamasında ve bir kısmı, soruşturma sırasındaki bilgilerle iddianameler tam olarak örtüşmüyor. Balyoz’da olduğu gibi, Genelkurmay Savcılığı da ayrıca soruşturma yürütüyor.
İlker Başbuğ, “Bu haliyle kâğıt parçası” dediği ıslak imzada olduğu gibi, bazı olaylarda erken bağladı karargâhı. Adli Tıp Kurulu, İrtica Eylem Planı’nın Albay Dursun Çiçek’in el ürünü olduğuna ilişkin 7/4 şeklinde bir rapor yayımladı.
Çetin Doğan’ın ‘Balyoz’ savunuları da kamuoyunu tatmin etmedi.
5 bin sayfalık belgeler bugüne dek çoktan incelenebilir ve 2003’teki tatbikatın ‘arka planı’nda ne olduğu açıklanabilirdi. Deniz Kuvvetleri’nde Özden Örnek’in günlüklerinde de ifadesini bulan ‘28 Şubatçı’ bir yapılanma varsa üzerine gidilmelidir.
Başbuğ, ne biliyorsa açıklamalıdır.








19 Mayıs bahanesi