SiyasetRSS
Tümü

Yeni bir “KCK dalgası” ile karşı karşıyayız.
“Son dalga” diyemiyoruz. Operasyonların “sonu” bir türlü gelmiyor!
Bu kez hedefte Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Haber Ajansı (ANF), Etkin Haber Ajansı (ETHA), AFP, Özgür Gündem, Birgün, Evrensel, Vatan gazetesi muhabirleri var: Yedi kentte eşzamanlı baskınlar yapılıyor. Çoğu gazeteci 60’a yakın kişi gözaltına alınıyor. Dicle Haber Ajansı’nın Van muhabiri Evrim Kepenek deprem sonrası görev yaptığı çadırdan alınarak İstanbul’a götürülmüş.
DİHA’nın Ankara ve Diyarbakır bürolarında aramalar yapılmış.
Gazetelerde dün uzun bir gözaltı listesi vardı:
Özgür Gündem gazetesi İmtiyaz Sahibi Ziya Çiçek, DİHA İmtiyaz Sahibi Zuhal Tekiner, DİHA İstanbul Haber Müdürü Fatma Koçak, Diyarbakır Bürosu Kürtçe Servisi Editörü Semiha Alankuş, Sarp Kuray’ın kızı ve Birgün gazetesi muhabiri Zeynep Kuray, Vatan gazetesi muhabiri Çağdaş Ulus, Ajans Frace Press’in (AFP) muhabiri Mustafa Özer, ETHA editörü Arzu Demir, Demokratik Modernite dergisi Yayın Kurulu üyesi Nahide Ermiş, Birgün gazetesi muhabiri Ömer Çelik, DİHA’nın Diyarbakır bürosundan Mazlum Özdemir, Semiha Karakuş, Şanlıurfa bürosundan Sadık Topaloğlu. BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan’ın yeğeni gazeteci Çağdaş Kaplan.
Operasyonlar “KCK bağlantılı” yapıldığı için PKK’nın “şehir yapılanması”yla ilişkilendirilmek isteniyor.
Oysa gözaltına alınanlar muhabir ve editörler, dolayısıyla doğrudan “basın”a yönelik bir baskı söz konusu. Özellikle Güneydoğu’dan haber veren, Kürt sorununa duyarlı ajans, gazete ve gazeteciler hedef alınmış durumda. Hükümet cezaevinde olan 70’ten fazla gazetecinin “meslek dışı faaliyetleri”nden ötürü tutuklu olduğunu savunurken, “gazetecilik faaliyetleri” KCK’yla ilişkilendirilen ve “örgütün yönlendirmesi”yle haber yaptıkları öne sürülen 30’a yakın gazeteci gözaltına alınıyor.
Kürt meselesinden bağımsız olarak “yönlendirme” eğer suç sayılsaydı; polis ve savcılık kaynaklı haberleri yayımlayan gazetelerin “cezaevi büroları” da açmaları gerekirdi. Ancak ölçüt, iktidara yakınlık değil de “muhalif”ler olunca Terörle Mücadele Yasası devreye giriyor ve “haber vermek” suç sayılıyor.
Akademisyenler ve gazetecileri hedef alan PKK/KCK operasyonlarında anlaşılmayan bir durum var:
2009’da Başbakan Erdoğan, “Kürt açılımı”nı başlatırken Cumhurbaşkanı Gül başta resmi sözcülerin tamamı bunun bir “devlet politikası” olduğunu açıklamışlardı. Devlet, bir grup PKK’lının Habur’dan girişine izin verdi. “Başbakan adına” şimdiki MİT Müsteşarı Hakan Fidan, PKK ile masaya oturdu. O süreçte “devlet politikası” sayılan açılımlar bugün gazetecilerin toplanmasına vesile oluşturuyor. Hani devlet vatandaşına “tuzak” kurmazdı?!
PKK silah bırakmadıysa bunda kusur, “barışa şans tanıyan” gazetecilerin olmasa gerek.
KCK’da “sonu gelmeyen” gözaltılar, basın özgürlüğüne indirilmiş bir darbedir.  

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
Patlıcanla yapılan ve şarkısı da bulunan yemek adı nedir?
Markapon
©Copyright 2011