SiyasetRSS
Tümü

Siyasette her şeyin yarım yamalak, ertesi günün hesabı olmadan yapılmasına alışığız da, Ankara’nın iyiden iyide nezaketten de arındırılmış bir ‘kurtarılmış bölge’ haline gelmiş olmasına alışmak son derece zor.
Hayır, söz ettiğim grup toplantılarında liderlerin üslubu, Meclis genel kurulundaki atışmalar değil.
Bu kez söz ettiğim, geçen hafta kabul edilen, bu hafta Köşk’e yollanan Abdullah Gül’ün Çankaya mesaisini 7 yılla sınırlayan Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu.
Nereden başlasam? Öncelikle bu meselenin bu zamana kadar kararlaştırılmaması, Cumhurbaşkanı’nın bile her fırsatta kendi görev süresinin netleşmesi gerektiğini hatırlatmak zorunda kalması, hoş bir durum değildi. Ahkam kesmek istemem, ama demokrasilerde, kanun devletlerinde işler böyle yapılmaz; siyasetin kurallar yerine ‘bilek güreşi’ ve ‘al-ver’ ile şekillendiği Orta Doğu’da ise her iş böyle yapılır.
Olayın bu kadar sürüncemede kalması bir yana, çıkan kanunu zamanlaması, siyasi mesajı, yapılış şekli de rahatsızlık verici. Tahminim, ağzını açmasa da Cumhurbaşkanı, nezaketen dahi bilgilendirilmemiş olduğu bu süreçten çok hoşnut değildir. En azından ben olsam kurduğum, içinden çıktığım, birlikte yürüdüğüm, liderliğini yaptığım partiden böyle bir tavır gelmesine biraz içerlerdim.
Neden mi? Bakın, öncelikle Yüksek Seçim Kurulu’nun halledebileceği bir meseleyi, Meclis’ten kanun olarak geçiriyorsunuz. Sonra kanun metnine neredeyse ‘Abdullah Gül bir daha aday olamaz’ anlamına gelen ‘11. Cumhurbaşkanı’nın görev süresi 7 yıldır’ diye özel bir ibare koyuyorsunuz. Komisyonda Gül’ün adını Kenan Evren, Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer’le anıyorsunuz. Ardından da, bütün bunları onaylaması için Abdullah Gül’ün önüne getiriyorsunuz.
Bilmem ben mi eski kafalıyım? Sanki bu işler eskiden daha bir usturuplu yapılırdı, gibi geliyor.
Peki şimdi ne olur? Çankaya’nın, istese de istemese de, görev süresiyle ilgili bu kanunu onaylamak dışında bir seçeneği yoktu. Dün akşam jet hızıyla onayladı. Ancak anayasa konusunda tartışmalar da var. Cumhurbaşkanı’nın geçen haftaki açıklaması (‘Söyleyeceklerimi daha önce söyledim, ama anayasaya aykırılığı iddia ediliyorsa, tabii ki ana muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi’ne götürecektir’) herkesin aklında.
Peki CHP bu kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürür mü? Henüz resmi bir tavır yok. Ama dün konuyu genel başkan yardımcılarından Gürsel Tekin’e sorduğumda, ‘CHP herkes için var. Ben başka bir şey söylemeyeyim’ dedi.
Ya CHP başvurusu olur ve Anayasa Mahkemesi bir sürpriz yapıp kanunu anayasaya aykırı bulursa? O zaman ayıkla pirincin taşını!
Kısacası konuşarak, uzlaşarak ve tercihen ta başından yapılması gereken bir iş, son ana kaldığı için böyle alaturka bir güç gösterisine dönüşmüşe benziyor.
Buna bağlı olarak da Ankara’da 2014’te ne olacağına dair yepyeni senaryolar, yarı başkanlık sistemi altında parti genel başkanı ve başbakan olacak şekilde ‘hibrid’ bir yapı söylentisi var. En azından bu ay tedavüldeki senaryo bu.
Dedim ya, senaryo bol, güç var; ama siyasette nezaket aramayacaksın. Hele de bu aralar.
NOT: Pazartesi günkü yazımda, Devlet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Konya’da yaptığı bir konuşmada, PKK meselesini ‘din adamlarının üzerlerine düşen görevi yapmamalarına’ bağlamasını eleştirmiş, bakanın Kürt meselesini ‘yeterince din öğretemedik’ gibi bir düzleme indirgemesini yanlış bulduğumu söylemiştim. Bakan aradı. Öncelikle konuştuğu grubun Diyanet İşleri’ne bağlı bir merkezdeki genç din adamları olduğunu söyledi. ‘Karşımdakiler din hizmetleri sunacak olduğu için onlara yönelik bazı değerlendirmelerde bulundum. Ama tabii ki Kürt sorununun kökeninde sadece din adamlarının ihmali var demek yanlış olur. Bu karmaşık meselede siyasiler, yöneticiler de dâhil birçok kesimin kusuru var’ dedi.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
Başrollerinde; Zafer Ergin, Şevket Çoruh, Özgür Ozan ve Çağla Kubat'ın oynadıkları polisiye dizi hangisidir?
Markapon
©Copyright 2012