Mehveş Evin mehves.evin@milliyet.com.tr
Tüm Yazıları »
|
Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu, tüm mağdurların bir araya gelerek suç duyurusunda bulunması için çağrı yaptı. TBMM’de komisyon kurulması da gündemde...
Diyarbakır’da hafta sonu yapılan sempozyuma katılanların pek çoğu, yaşını başını almış, 12 Eylül döneminde yıllarca cezaevinde kalmış kişilerdi. 71 yaşındaki Kemal Bey’le sohbet ederken birdenbire “Üç F” dedi, “Üç F ile unutturuluyor buralarda yaşananlar...” Neymiş bu üç F? Gülerek “Fuhuş, futbol, faşizm!” yanıtını verdi.
Kemal Bey, 5 No’luda işkencede bir gözünü kaybetmiş, eli sakat ve yürümekte zorlanıyor. Buna rağmen mizahı elden bırakmamış. Hoş, belki de tutunduğu tek şey mizah. Aradan 30 yıl geçmiş ve şimdi, Kemal Bey gibi binlerce insanın o günlerin hesabının sorabilmesi ilk kez ciddi olarak gündemde. Referandum sonrası, özellikle 12 Eylül dönemi sorumlularının yargılanması konusunda kafalar karışık. Ancak sempozyuma katılan Fikret İlkiz, Turgut Tarhanlı, Gençay Gürsoy ve Ozan Erözden gibi önde gelen hukukçular, Diyarbakır’da yaşananların “insanlığa karşı işlenmiş suç” olduğunda hemfikir. Buradan hareketle tüm mağdur ve tanıkların bir araya gelerek ortak bir suç duyurusunda bulunmasını önerdiler . Diyarbakır Barosu Başkanı Emin Aktar, bu konuda ilk adımı atarak dün meslektaşlarıyla bir toplantı yaptı.
YOL HARİTASI
78’liler Girişimi’nin oluşturduğu “Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu”nun 451 tanıktan elde ettiği bilgiler ve bulgular tıbbi, psikolojik ve hukuki açıdan değerlendirildi. Ve sempozyumun sonunda bir yol haritası çizildi. Buna göre;
1) Başta Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu’nda dinlenen tanıklar olmak üzere, tüm mağdurların, özel konumlarını, şikâyetlerini, koğuşlarını ve bildiği görevlilerin kimliklerini açıklayarak savcılık şikâyet dilekçeleri hazırlaması önerildi. Mağdurların aynı anda, faillerinin tespiti ve cezalandırılması için Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na başvurmaları önem taşıyor...
2) Sempozyumdan çıkan bir diğer önemli karar da, TBMM’de Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma Komisyonu kurulmasını sağlamak. Bu komisyona eldeki tüm belgeler verilecek. 1980-1987 arasında Diyarbakır Cezaevi’nde görev yapan ve tutuklu bulunan herkesin bilgileri talep edilecek. Ayrıca idareye yapılan başvurular, sonuçları, cezaevi ile bakanlıklar ve sıkıyönetim komutanlığıyla ilgili yazışmalar istenecek. Meclis Araştırma Komisyonu’nda, mağdurların tanık olması sağlanması, raporun dört aylık yasal süresi içerisinde tamamlanması ve TBMM Genel Kurulu’nda Genel Görüşme’ye açılması gündeme getirilecek.
3) Meclis’in harekete geçmesini sağlamak ve kamuoyu duyarlılığını arttırmak için en kısa sürede Ankara’da bir toplantı düzenlenecek. Özellikle dönemin Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı’nın kapsadığı illerdeki baroların genel kurullarında karar alarak, Diyarbakır Cezaevi ile ilgili bilgi ve belgelerin bir araya getirilmesi sağlanacak.
4) Diyarbakır Cezaevi’nin bir utanç, yüzleşme ve insan hakları müzesine dönüştürülmesi konusunda herkes hemfikir. Ulusal ve uluslararası düzeyde bir projenin gerçekleştirilmesi için ilgililere çağrı yapılacak.
5) “Birleşmiş Milletler İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Dair Uluslararası Sözleşmesi”nin ek ihtiyari protokolü için onay kanunu çıkarılarak, bu protokolün Türkiye’de derhal yürürlüğe konulması için çalışmalar yapılacak.
6) Diyarbakır Cezaevi gerçeğinden hareketle, öç alma duygularından arındırılmış bir yaklaşımla; dehşet ve vahşetin yeniden yaşanmaması ve gerilerde kalması, işkencecilerin mahkûm edilmesi ve bu gerçeğin asla unutulmayacak bir olguya dönüştürülmesi için; yapılacak demokratik ve sivil bir anayasada “insan onurunun korunması ve asla çiğnenmesi” temel insan hakkı olarak yer almalı.
HUKUKÇULAR NE DİYOR?
Yargılamayı kim yapacak?
Doç Dr. Ozan Erözden (Yıldız Teknik Üniversitesi)
- Yeni anayasa taleplerinin dile getirildiği bir ortamda, geçiş sürecinde insan hakları ihlalleriyle yüzleşmek kaçınılmaz.
- Toplumun bütün kesimlerinde ortak hafıza oluşmazsa yeni rejim kırılgan olacaktır.
Adalet mekanizmalarının çalıştırılmasının rolleri ne? Ortak hafızayı gerçeği ortaya çıkarmada işlevi ne olabilir? Farklı kategorize edilir ama üç temel başlık: 1. Ceza yargılamaları 2. Gerçeklik ve Uzlaşma komisyonları 3. Hatırlamaya yönelik bir takım mekanizmalar.
- Ortaya çıkacak gerçek, nasıl bir gerçek? Bu süreçlerden geçmiş diğer coğrafyalarda üzerinde uzlaşılan bir tanım var: Kişisel ve toplumsal gerçek. Kişisel gerçek, otoriter dönemden mağdur olmuş kişilerin ve faillerin yaşadıkları. Toplumsal gerçek: Kişisel gerçeğin toplamından daha farklı. Bu ikisi her zaman birebir örtüşemeyebiliyor.
- Diyarbakır Cezaevi gerçeğini hafıza anıtı olarak müzeleştirmeliyiz. Ceza yargılamalarında delillendirme kısıtlı. Faillerin tamamını kapsayacak şekilde sonuçlanamama riski söz konusu.
- Kürt sorununun daha sonraki süreçlerinde yaşanan ağır ihlalleri gündeme almak gerekiyor, 90’lar gibi. Sistematik insan hakları ihlallerinin tamamı
- Sonuna kadar gidilebilirse mağdurlar tatmin olabilir. Ama bazı failler cezasız kalabilir, mağdurların adalet duygusu tatminsizliği çok daha yüksek olur.
- Bir başka sorun şu: Ceza yargılamasını kim yapacak? “Her hayatını kaybeden asker için 5 BDP’li öldürmeli diyen bir yargı organına mı vereceğiz? Adil yargılama kurallarına uygun, tarafsız bir yargı önemli. Bağımsızlığı sağlanmış bir yargı süreci gerekir.
‘İnsanlığa karşı işlenen suç’
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı (Bilgi Üniversitesi)
- Diyarbakır Cezaevi’yle ilgili yargılama sürecinde hukuk merceğinden uygunluk peşinde değilim, nasıl olması gerektiğini söyleyebilirim.
- Benim alanımda Diyarbakır Cezaevi olgusu “insanlığa karşı işlenmiş suç”tur.
- Uluslar arası hukukta medeniyet ve insanlığa karşı işlenen suçlar kavramı vardır. Çünkü mesele, mağdurun uğradığı zararla kalmıyor. Yarattığı etkinin boyutu önemli.








Bürokratik Vesayetten Yana mısınız?