SiyasetRSS
Tümü

Taş atan çocuklar sorunu sadece onları ağır ceza mahkemelerinde, Terörle Mücadele Yasası’na göre yargılanmaktan, büyüklerin hapishanelerine gitmekten kurtarmak ve çocuk mahkemelerine, ıslahevlerine kapı açmakla çözülür mü?
“Evet” cevabı vermek için gerçeklerden kopuk olmak gerek.
Elbette bu yasa değişikliği gereklidir.
Sorunun çözümü için reçetenin bileşenlerinden biridir ama her şey bu kadar kolay değil.
Bu çocuklar bir “kayıp nesil” olmanın eşiğindeler.
Çocuk mahkemesinde yargılasanız ve çocuk hapishanesine, ıslahevine koysanız da onlar bileği taşında ustura gibi keskinleşmeyi sürdürürler.
Daha derinlere inmek, psikolojik, sosyolojik, ekonomik, kültürel “bileşenleri” de devreye bilinçle, sağduyuyla, etkinlikle sokmak gerek.
Ekopolitik kuruluşu böyle bir yaklaşımla 3 aşamalı bir plan oluşturdu.
İsrail-Filistin, Kosova, Kafkaslar’daki bazı iç çatışmaların psikolojik çözüm önerileri için danışmanlık yapan Prof. Vamık Volkan da bu projenin içinde.
O konuya başka bir yazıda geniş gireceğim.
Şimdilik hadisenin ne denli çok boyutlu olduğunun birkaç örneğini yansıtıyorum.
Ekopolitik adına Hakkâri’de söyleşiler yapan Gülsünay Uysal, Ayşegül Elif Aslantepe ve Murat Sofuoğlu’nun izlenimlerini sunuyorum.
Tandırda yakılan kitaplar, toprağa gömülen Şiwan Perwer kasetleri, polise taş atan çocukların yıllardır kurşun kovanlarıyla bilye oynamaları, çoğu evden abilerin ablaların dağa çıkmış olmaları ve onlara özenen 13-14 yaşlarındaki çocuklar, dağa çıkma yaşının 14’e düşmesi, okuduğu lise karşısındaki emniyette işkence görmüş babaların çocukları, zorunlu göçler nedeniyle Hakkâri nüfusunun ikiye katlanması, dağa çıkmayan abilerin işsizliği...
..........................
Gene de “bölünelim, ayrılalım” demiyorlar.
“Biz bölünmek istemiyoruz. Bu vatanın en güzel yerlerinden, Marmaris’ten, Kuşadası’ndan neden mahrum kalalım?” diyen “taş atan çocukların” babaları.

 

YÜREĞİNE SOR
Bir “anahtar” soru:
“Biz Müslüman ya da Hıristiyan olmadan önce neydik?”
Bunu düşünebilsek “öteki” diye gördüklerimize çok daha anlayışlı ve sevecen olurduk.
Aynı köklerin, aynı gövdenin dallarıyız.
“Yüreğine Sor” filminin iz bırakan söylemi bu...
Osmanlı döneminde Ortodoks olduklarını saklayan ve Müslüman gibi görünen Karadeniz’in çeşitli köylerine dağılmışların dramını yansıtıyor.
Her gün sabah namazına gidiyorlar, cuma namazlarını kaçırmıyorlar, Müslüman/Türk isimleri almışlar.
Asıl adlarını ve vaftis olduklarını sadece kendi aralarında paylaşıyorlar.
Bunlardan biri sağlık durumu yeterli olmayan bir başka Müslümana vekâleten hacca bile gitmiş.
“Hacı” diye anılan köyün en saygın, ulu kişilerinden biri.
Onun torunu “gizli Ortodoks” Mustafa, köyün en güzel kızı Esma ile büyük aşk yaşamaktadır.
Bu sevdayı “imkânsız” kılan din farkını Esma bilmiyor.
Sonrası tam bir insanlık acısı...
Esma’yı oynayan Tuba Büyüküstün bir su damlası kadar duru güzelliğini, ‘’kanatlanan’’ oyuncu performansıyla bütünlemiş.
Mustafa’yı oynayan Kenan Ece de gerçekten başarılı.
Amerika’da ve İrlanda’da oyunculuk eğitimi alıp Karadenizliyi oynamak... Buna şapka çıkarılır.
Mustafa’nın babasını oynayan Hakan Karahan’ı ayrıca belirtmeliyim.
Bankacılıkta üst düzeylerdeyken, bırakıp sinemaya geçen Karahan, bu rolü ısmarlama kostüm gibi uyumla taşıyor.
Çekimler Ayder Yaylası’nda yapılmış.
Yeşilin her tonu, başı göğe eren dumanlı dağlar, sisler arasından görünen tarihi taş köprü...
Görüntüler muhteşem.
Müzik de öyle... Karadeniz havaları kıpır kıpır.
Aynı kızı seven iki erkeğin bıçak horonu Karadenizlinin düellosu.
Yönetmen Yusuf Kurçenli son yıllarda vizyona giren en iyi Türk filmlerinden birine imza atmış.
Film bittikten sonra izleyicilerin konuşmalarına kulak verdim.
“Olumludan” da öte “övgüler” dinledim.
Bir de, daha müzik sürerken, jenerik akarken ayağa fırlayıp büyüyü bozmasalar...
Ne yazık ki bizim seyircinin genelde böyle bir keyfe limon sıkma halleri var.
Bir not daha...
Film boyu koltuklarda cep telefonlarının ışıkları yandı söndü, yandı söndü...
Mesaj bakıp, mesaj gönderirken beyazperdeye odaklanmış olan büyük çoğunluğu nasıl rahatsız ettiklerini bir bilseler.
Çıkışta çok hoş bir sürpriz yaşadım.
Tuba Büyüküstün’ün annesiyle tanıştım.
Kısa süre söyleştik.
Tuba’nın gözlerinin sırrı annede...
Bu film iyi gişe yapacak.
Hele de Karadenizlilerin ıskalamayacağı kesin.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010