Cumhurbaşkanı Gül, aralarında eski ABD Büyükelçisi Morton Abromowitz ve hafta sonu Çankaya tarafından yalanlanan Forbes yazarı Claudia Rosett’in de olduğu Amerikalı yorumcularla yaptığı toplantıda Ermeni olayları ve Balkanlardaki Türklerin acılarından söz etmiş. Ayrılırken de ailesinin 1915’te Türkiye’den kaçtığını anlatan Ermeni asıllı gazeteci Khatchig Mouradian’a “Ailenizdeki büyüklere selamlarımı iletin” diye veda etmiş
Tesadüf bu ya, cuma akşamı, ertesi gün ufak çaplı bir skandala konu olacağından tamamen bihaber, Asmalı Mescit’teki Yakup’ta New York’tan tanıdığım eski bir dostla yemek yedim: Forbes dergisi yazarı Claudia Rosett.
Şöyle oldu... New York yıllarımdan tanıdığım Claudia, iki hafta önce email atıp TOBB ve TEPAV (Türkiye Ekonomi ve Politikaları Araştırma Vakfı)tarafından düzenlenen bir geziyle Türkiye’ye geleceğini, beni de görmek istediğini söyledi. Seyahatte olduğum için ancak Türkiye’deki son gecesinde buluşabildik.
Heyecanlıydı. Bir haftalık TEPAV gezisine katılan sekiz Amerikalı gazeteci ve yorumcu, Cumhurbaşkanı, Dışişleri ve TÜSİAD dahil birçok kişiyle bir araya gelmiş, dolu dolu bir hafta geçirmişti.
Hükümet ya da sivil toplum örgütleri, zaman zaman ABD ve Avrupa’daki kanaat önderlerine nüfuz edebilmek amacıyla bu tarz geziler düzenler; bu gezilerin de Türkiye’nin imajı açısından büyük katkısı olur. Bu kez hedef, hem Türkiye’yi tanıtmak, hem de 24 Nisan’da ABD Başkanı’nın yayımlayacağı “soykırımı” anma mesajı öncesinde kamuoyu yaratmak olmalı ki; toplantıya Rosett ve eski ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz gibi ağır toplar yanında iki de Ermeni asıllı gazeteci davet edilmiş: Armenian Weekly’den Khatchig Mouradian ve Armenian Reporter gazetesinden Emil Sanamyan.
Bu kadarı güzel ancak Claudia’nın “Hayatımda bu kadar müsteşarı bir arada görmemiştim” diye espriyle anlattığı gezi sonrasında Forbes’taki köşesinde geçen hafta kaleme aldığı yazı, ufak bir diplomatik krize neden oldu.
Rosett, TEPAV grubunun Abdullah Gül’ü ziyareti sonrası yazdığı “Türkiye İran’dan Meylediyor” başlıklı yazıda, Cumhurbaşkanı’nın İran’ın atom bombası yapması durumunda bile bunu İsrail’e karşı “kullanmayacağını” söylediğini, gerekçe olarak da Gül’ün, İran’ın Müslümanların kutsal mekânı Mescit el-Aksa’yı bombalayıp Müslüman dünyasını karşısına almak istemeyeceğini anlattığını iddia etmişti.
Bu haber, hassas bir dönemde gündeme bomba gibi düştü. Aslında Ankara’daki makamlar, özel sohbetlerde İran’ın atom bombası yapmaya çalıştığı ihtimalinden söz etse de uluslararası kamuoyu önünde “evet bomba yapıyorlar” gibi net bir tavır koymak istemiyor, tam tersine İran’ın nükleer programıyla ilgili belirsizliğe odaklanarak olası bir çatışmanın dışında kalmak ya da Batı ve İran arasında arabuluculuk vasfını kaybetmemek istiyor.
Bu yüzden Vatan gazetesi bu bomba haberi manşete taşıyınca, Çankaya’dan yazılı bir açıklama gelmesine şaşırmadım. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi, “Cumhurbaşkanımız, ne geçmişte ne de bugün Forbes dergisine herhangi bir röportaj vermemiştir” diyordu.
Oysa cuma gecesi Claudia, karşımda Çankaya’da içtiği çayı anlatıyordu. İşin garibi, her iki versiyon da doğruydu.
Cumhurbaşkanı, 19 Mart öğleden sonra Çankaya’da TEPAV heyetini kabul ederken, muhtemelen toplantının bir röportaj değil “sohbet” olduğu düşüncesindeydi. Rosett’e göre, heyetteki gazetecilere, “teyp getirmeyin” denmişti ancak konuşulanların kayıt dışı olduğu söylenmemişti: “Önümüze Çankaya’nın not defterleri ve kalem konmuştu. Hepimiz sürekli not aldık ve kimse bize konuşulanların off the record olduğunu söylemedi.”
Rosett, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve Washington Büyükelçisi Namık Tan da bulunduğu görüşmeden aktardığı diyalogdan emin olduğunu söylüyor. “Yazımda hem görüş hem de haber var. Eğer insanlar görüşlerime karşı çıkıyorsa, bunu anlarım. Ancak aktardığım alıntılarda hata yok” diyor.
Bazen diplomatik olayların ardında, sanıldığından çok daha basit nedenler yatabiliyor. Çankaya buluşmasının perde arkasını araştırdığımda Cumhurbaşkanlığı’nı yanıltmış olabilecek birkaç unsura daha rastladım. TEPAV, toplantı öncesinde Çankaya’ya heyet üyelerinin cv’lerini yollamış. Ancak gönderilen notta yıllarca Wall Street Journal’da köşe yazarlığı yapmış Claudia Rosett, hâlâ eski gazetesiyle anılıyormuş. Gül muhtemelen Forbes değil WSJ’dan biriyle konuştuğu düşüncesindeydi. (Claudia, Çin’in 1989 Tiananmen Meydanı katliamındaki tanıklığı ve Birleşmiş Milletler’in Irak’taki “Gıda karşılığı petrol” yardımındaki yolsuzluğuyla ilgili ses getiren haberlerinden dolayı hâlâ WSJ’le anılıyor.)
Diyorum ya, bazen gerçek, büyük komplolarda değil basit yanlış anlamalarda yatıyor.
Gül: ‘Büyüklere selam’
TEPAV heyetinin Çankaya buluşmasını araştırırken, grupta yer alan Ermeni asıllı Amerikalı gazeteci Khatchig Mouradian’ın Armenian Weekly dergisinde çok hoş bir yazısına rastladım. Hoş diyorum çünkü yıllardır yurtdışında soykırım konusunda katı bir tutum takınan Türk makamları ve agresif davranan Ermeni diasporası arasında gerilimli diyaloglara, kavgalara, bağırışlara şahit oldum. Amerikalı gazetecinin yazısında ise ilk kez bir Türk siyasetçisinin ataları Osmanlı’dan göçmüş bir Ermeni’yle çatışma yerine empati ilişkisi kurabildiğini gösteriyor.
Mouradian 19 Mart’taki toplantıyı şöyle anlatıyor: “TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, açılım konuşmasında Cumhurbaşkanı’na ‘Amerikan delegasyonundan biri, Mouradian, Türkiye’de doğmamış olmasına rağmen İstanbul aksanıyla Türkçe konuşuyor” dedi. (...) Gül, meslektaşım Emil Sanamyan’ın sorularını yanıtlarken 1. Dünya Savaşı’yla ilgili “Milyonlarca Türk de yüzlerce yıl yaşadıkları Balkanlardan göçe zorlandı; yaklaşık 3 milyonu bu süreçte öldü” dedi.
Toplantı sonunda Sayın Gül’e yaklaştım ve Türkçe olarak “Türkçe bilmemin nedeni dedelerimin ve ailemdeki yaşlı kadınların Ermeni soykırımından kurtuldukları için bu dili konuşuyor olmaları. Ermeniler Türklerin Balkanlarda yaşadıklarından sorumlu değil. Kurtulanların çoğu öldü. Ancak geride kalanlar Türkiye’den bir kabul bekliyor. Onlara ne dersiniz?”
Gül, Mouradian’a bu trajedilerde yaşamını yitiren herkesin çektiği acı ve çileyi anladığını söylemiş. Ardından tam çıkarken Türkçe seslenmiş “Ailenizdeki büyüklere selamlar...”
İYİ Kİ BDP ve SAADET VAR!
Öyle görünüyor ki, anayasa paketi konusunda geniş bir cepheden itiraz gören AK Parti kurmayları, Başbakan’la yaptıkları toplantı sonrasında pakette bazı rötuşlar yapacak.
Ancak üslup değişikliği ve birkaç ek ve dışında, Anayasa Mahkemesi, HSYK ve parti kapatma gibi konularda pakette özlü bir değişiklik beklenmiyor. 330’u bulacağı hesabını yapan Ak Parti, bu üç temel konuda geri adım atmaya niyetli değil.
Yargıdaki bilek güreşini bir kenara bırakırsak, demokratik kültür açısından üç elzem konu, seçim kanunundaki değişiklikler, paketin torbalama usulü değil madde madde oylanması ve tabii ki yüzde 10 seçim barajının aşağı çekilmesi. Maalesef anayasa paketi bu konulara asla dokunmayacak. Yazık!
Yazık diyorum çünkü bu konularda son dönemde Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş’un sergilediği yapıcı tutum ve BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın temsil, vatandaşlık ve yargı konusundaki uyarıları, “Meclis BDP ve Saadet’siz olmamalı!” dedirtiyor insana.
Halihazırda baraj nedeniyle Meclis dışı kalacak olan her iki parti de siyasi yelpazenin “olmazsa olmaz” unsurlarından. Toplumun iki önemli ve dertli kesimini temsil ediyor. Ve haklı bir demokratik duruş sergilemekteler. Anayasa paketini alkışlayanlar, 2011’de BDP ve Saadet’i barındırmayan bir Meclis’i nasıl içlerine sindirecekler?








