ANKARA
Biz Gandi’den ‘müfettişizm’ beklerken, o basbayağı sosyalizm tarif etti. Kılıçdaroğlu’nun koyduğu sol vizyon, Tony Blair’in İngiltere’de İşçi Partisi’ni merkez ve iş dünyasına yakınlaştıran ‘Yeni Sol’ değil, bir zamanlar Bülent Ecevit’in, 2002’de Brezilya’da yoksullukla mücadele sayesinde iktidara gelen sendikacı Lula’nın yakaladığı sol rüzgâra benziyor.
Kemal Kılıçdaroğlu dün kürsüye çıktığında, kimse bu yumuşak yüzlü adamın Türkiye’nin 2002’den beri gördüğü en sert muhalefet konuşmasını yapacağını tahmin etmiyordu.
Kılıçdaroğlu, dün tribünlerden yükselen “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek’’ sesleri arasında esti gürledi.
CHP kurultayındayım ve salonun havasızlığı, organizasyonun bozukluğuna rağmen, CHP’lilerde 20 yıldır görülmeyen bir coşku var. Kılıçdaroğlu konuşurken, salonda ağlayan kadınlar gözüme ilişiyor. Oysa konuşması duygusal değil; sert ve köşeli.
Kadınların ağlamasının nedeni, Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin acıklı olması değil; CHP’lilerin ilk kez iktidara yakın oldukları hissiydi. Yıllardır ‘devleti koruyan parti’ durumdaki CHP, bir anda dün ‘halk isyanının sesi’ olarak şekillendi. En azından Kılıçdaroğlu’nun yeni söylemi bunun üzerineydi.
Gerçek şu ki, CHP’nin yeni lideriyle ilgili günlerdir yapılan “Kurultay konuşmasında İstanbul sermayesini yatıştıracak”, “Partiyi liberal bir çizgiye çekecek” ya da “Avrupa’ya mesaj verecek” spekülasyonları tamamen boş çıktı. Kılıçdaroğlu, şaşırttı.
Gandi, merkeze değil, solun soluna yürüdü. Peki tutar mı?
Oysa yıllardır söylenen, dünyada sosyalizmin öldüğü, solun serbest piyasalara yenildiği, Türkiye’de toplum muhafazakâr olduğu için sol partilerin tek şansının merkeze yaklaşmak olduğuydu. İktidar yolunun, TÜSİAD ve “kurulu düzen”den geçtiğine inanılan bu ülkede, bir adamın çıkıp iktidar yürüyüşünü merkez’den çok uzaklarda, köylerde, maden ocaklarında, merdiven altı atölyelerde ve yoksullarda arayacağını ilan etmesi herkesi şaşırttı. CHP delegesini bile...
CHP kurultaylarında alışılagelen “Laiklik” ve “Devlet elden gidiyor” söylemi yoktu dün. Bu iyi.
Kılıçdaroğlu onun yerine dün “Yoksulların, işçilerin haklarını korumak için geliyoruz” dedi.
“Bu düzeni yıkacağız” dedi.
“Beraber kazanacağız, hakça bölüşeceğiz” dedi.
“Halkın devrimcisi olacağız” Ve Türk solunun en damardan sloganıyla “Faşizme geçit vermeyeceğiz” dedi.
Biz Gandi’den “müfettişizm” beklerken, o basbayağı sosyalizm tarif etti.
Bu anlamda dün Kılıçdaroğlu’nın koyduğu sol vizyon, Tony Blair’in İngiltere’de İşçi Partisi’ni merkez ve iş dünyasına yakınlaştıran ‘Yeni Sol’ değil, Karaoğlan olarak bir zamanlar Bülent Ecevit’in, 2002’de Brezilya’da yoksullukla mücadele sloganıyla iktidara gelen sendikacı Lula’nın yakaladığı sol rüzgâra benziyor. Ama Türk halkı 2010’da sosyalizmi ister mi?
CHP’nin modası geçmiş bir ekonomik modelin peşinden sürükleneceğini mi, yoksa fakirlik ve sınıf edebiyatını kullanarak iktidara gerçekten yaklaştığının mı habercisi? Bunu zaman gösterecek.
Ancak ortada olan, Tayyip Erdoğan’ın artık karşısında çok daha sert bir muhalefet rüzgârı bulacağı, Ak Partililerin bu günden itibaren yedikleri, içtikleri, giydiklerine çok dikkat etmek durumunda olduğu.
Dün ilk bombardıman, Erdoğan’ı sürekli “Recep Bey” salvolarıyla yuhalatan Kılıçdardoğlu’ndan geldi. “Recep Bey, sürekli mağdur edebiyatı yapıyorsun. 7 yıldızlı otelde tatil yaparsın, nasıl hala mağdursun? Çocuğunu Amerika’da oturtursun, ama hâlâ Recep Bey mağdur. (...) Peki, işsizler, yoksullar, sokakta kâğıt toplayan, dershane parasını ödeyemedi diye eşi hapse giren mağdur değil mi?”
Bu söylem, Türk siyasetinde, artık laiklik ve bölünme değil, yoksulluk ve zenginleşme üzerinden yepyeni (ve siyaseten çok daha sağlıklı) bir kavganın başladığına işarettir. Seyredelim.








Memurus!.. Al zammını sus!