Sokaktaki marketten süt alan yaşlı kadının eve dönüşte bir kutu süte ödediği para üzerine kocasına dert yandığı sahneyle başlıyor film.
Yaşlı kadını bu yıl Oscar’a aday gösterilen Meryl Streep canlandırıyor.
İngiltere’yi 1980’lerde yöneten eski Başbakan Margaret Thatcher’in yaşamını konu alan ‘Demir Leydi’ güç ve otoritenin, hoşgörüsüzlüğün bir lideri nasıl yalnızlaştırdığının dramatik öyküsü.
Günümüz liderlerine şiddetle tavsiye edilir!
Thatcher, İngiltere’nin ekonomik kriz ve grevlerle sarsıldığı bir dönemde (1979) Muhafazakâr Parti’nin liderliğine seçilerek ülkenin ilk kadın başbakanı olmuştu. Bir bakkalın kızıydı. İyi eğitimli ve hırslıydı. İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanan Londra’da savaşın zorluklarını görmüştü.
İngiltere solunun geleneksel hak politikaları pek umurunda değildi.
Milli Eğitim Bakanlığı sırasında okullara yapılan süt yardımını kestiği için adı ‘süt hırsızı’na çıkmıştı.
Başbakan olunca ABD Başkanı Reagan’la birlikte ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ diyen para politikalarının bayraktarlığını yaptı. Özal’ın da idolüydü. Sağ muhafazakâr-kapitalist büyüme modeliyle devleti ekonominin dışına çıkardı. On binlerce insanı işsiz bırakma pahasına madenleri kapattı. Fabrikaları özelleştirdi. ‘Sun grevi’nde medya tröstü Murdoch’u destekledi.
Falkland’da İngiltere ile savaşa girdi.
Avrupa’da ‘soğuk savaş’ın son bulmasında etkili oldu.
Körfez Savaşı patladığında gücünün doruğundayken, parti ve ülkesi üzerindeki ‘otoriterliği’yle çekilmez hale gelmişti. Kabinesinin onca uyarısına karşın, İngiltere’yi ayağa kaldıran ‘kelle vergisi’ndeki ısrarı ‘sonun başlangıcı’ydı.
Oysa 1980’ler İngiltere’sinde Thatcher sadece ‘Demir Leydi’ olarak değil, ‘Bayan TİNA’ olarak da anılıyordu.
TİNA, ‘There is No Alternative’.
Thatcher, onca eleştiriye karşın ‘Alternatifsizdi.’
Muhalefetteki İşçi Partisi birkaç kez lider değiştirmesine karşın seçimlerde Thatcher’i iktidardan uzaklaştırmayı başaramıyordu.
Thatcher 11 yıllık Başbakanlıktan sonra bu sonucu, eleştirilere kulak tıkayan, kırıcı, sert, otoriter tutumuyla kendisi getirdi. Filmde ‘kadın başbakan’ın bütün insani duygularını yitirdiği bir anda en yakın dostu ‘Başbakan yardımcısı’na hakaretler yağdırdığı sahne müthiş çekilmişti. Ve gerçeği yansıtıyordu. Kabineden istifalar başladığında Thatcher’la devam edilemeyeceği anlaşılmıştı.
Muhafazakâr Parti delegeleri de artık lideri değiştirmeye hazırdılar.
Çünkü Thatcher’le devam seçimlerin kaybedilmesi anlamına geliyordu.
1990’da parti grubunda ‘güvensizlik’ önergesi verildiğinde Thatcher Paris’teydi. ‘Paris Şartı’ imzalanacaktı. Biz de Özal’ı izliyorduk. Ancak gözler Thatcher’e çevrilmişti.
Thatcher Londra’ya dönse kulis yaparak oylamayı lehine çevirebilirdi.
Dönüşte Başbakanlığa veda etti.
‘Demir Leydi’yi siyasetçiler izlemeli.








Kemalistler Kim mi?