SiyasetRSS
Tümü

Son haftalarda yüzlerce yıllık geçmişe sahip birkaç lise gezdim. Dışarıdan bakıldığında çok başarılılar. Üniversiteye girişteki başarı oranları çok yüksek. Öyle böyle yabancı dil de öğretiyorlar. Popülariteleri de bir hayli yüksek. Yani ailelerin ve öğrencilerin gözdesi okullardan bazıları...
Giren memnun, mezun olan memnun, okul yönetimleri memnun, aileler memnun. Yani herkes gidişattan memnun iken, bendeki bu tedirginlik ya da sorgulama niye?
Sorun sadece bu okullarla ilgili değil. Eğitim sistemimizin geneli ve bilim adamlarımızın yaptıklarıyla ilgili.
Eğitim ve özellikle de bilim, elbette evrensel. Ama ya ulusal değerler, güncel tartışmalar ve içinde yaşanılan çevre. Bunların hiç mi önemi yok?..
Giriş sınavları öğrencileri gerçek hayattan o kadar uzaklaştırdı ki, sınavda soru çıkan testlerin ötesinde hiçbir şey umurlarında değil.
Örneğin, şu günlerde Türkiye anayasa tartışmalarıyla yatıyor, onunla kalkıyor. Gerçekleşecek olası değişiklikler de bizden daha çok onları ilgilendiriyor. Çünkü Türkiye’nin geleceğini şekillendirmeye yönelik.
Lise son, üniversite ve özellikle de hukuk fakültesi öğrencilerinin bu tartışmaları yakından izlemeleri gerekmez mi?
Sizleri bilmem ama bana göre kesinlikle izlemeleri gerekir. Hem de fazlasıyla.
Ama bu konuda tam bir hayal kırıklığı yaşadığımı söylesem yalan olmaz.
Sokaktaki vatandaşlardan bir farkları yok.
Ne anayasa paketinden haberdarlar ne de yapılan tartışmalardan.
“Peki, olası bir referandumda gidip nasıl oy kullanacaksınız?” dediğimde ise aldığım cevap daha da şaşırtıcıydı.
Ona o zaman karar veririz.
Seçmenin okumuşu böyle ise peki ya okumamışları?..
Onların durumu da daha da vahim.
İşte böylesi bir ortamda içeriği ne olursa olsun, yapılacak bir anayasa değişikliği kime ne getirecek, ülkeye ne kazandıracak?
Gençlerin bilmedikleri elbette sadece anayasa paketi değildi. En göz önündeki bakanların isimlerini de bilmiyorlar.
Bilseler ne olacak, bilmeseler ne olacak diyenleriniz elbette çıkabilir. Ama konu o kadar da basit değil.
Diğer güncel konularda da durum farksız. Yani çevreye ve yaşananlara olan duyarlılık neredeyse sıfır.
Üç beş tane yazar çizer say dediğinizde de arkası gelmiyor.
Ama üniversitelerde en iç acıtıcı olanı, üç tane de olsa sınıf arkadaşı ve hocasının ismini sayamayanlar.

Ulusal bilim?
Bilimin de ulusalı olur mu? Şimdi böyle bir tartışma başlatılsa eminim ki pek çok isim bu konuda bilim evrenseldir deyip tartışmaya son noktayı koyar. Ama gelişmiş ülkeler de dahil artık pek çok ülkede, üretilen bilimin bize ne katkısı var diye sorgulamalar başladı. “Ar-Ge çalışmaları mademki bizim vergilerimizle karşılanıyor, o halde bize de bir dönüşü olsun” istiyorlar.
Örneğin ekonomik olarak, örneğin verimlilik olarak. Özellikle de temel sorunlarının çözümüne üniversite ve bilim insanları da kafa yorsun istiyorlar.
Peki bizde öyle mi? Örneğin yapılan bilimsel çalışmaların ne kadarı ulusal sorunlara yönelik?
Ne kadarı hayata geçiyor? Ne kadarı kâğıt üzerinde kalıyor?
Asıl önemlisi de ne kadarı bizden çok başkalarının işine yarıyor?
Bütün bunların sorgulanması gerekiyor.
Ama nerde?...
Tekrar yazının başına döndüğümüzde, yani eğitimin temel amaçlarına geldiğimizde, neyi ne kadar istiyoruz ve hedeflerin ne kadarını gerçekleştiriyoruz?
İşte bunu ölçen bir skala maalesef yok.
Bu yüzden kaynaklar da, zaman da, çalışma da heba olup gidiyor.
Sanmayın ki bu sadece bizde böyle. Pek çok ülke de bizden farklı değil. Ama bazıları da var ki, eğitimin de, bilimin de, gücünün de fazlasıyla farkında ve bunu ülkelerinin çıkarı için sonuna kadar kullanıyorlar.
Zaten bir adım öne geçenler de hep onlar oluyor.
Özetin özeti: Hemen her konuda olduğu gibi eğitimde de bir hedef olmalı. Hedefsiz bir eğitim ve insan yetiştirme sistemi bir ülke için en büyük baş ağrısıdır. Sanki biz de yaşanan bazı sorunların değil tüm sorunların temelinde yatan da eğitimde hedef ve vizyonun olmamasıdır...

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
Mondros Ateşkes Antlaşması, hangi tarihte imzalanmıştır?
Markapon
©Copyright 2010