Çankaya’daki “Balyoz Zirvesi”nden sorunların “anayasal düzen ve yasalar çerçevesinde çözüme kavuşturulacağı” mesajı çıktı ama akılda kalan fotoğraf, çantalar oldu.
Erdoğan ve Başbuğ’un Gül’ün masasına oturuncaya dek elden bırakmadıkları çantalar.
Cumhurbaşkanlığı’nın üç saatlik toplantıyla ilgili olarak “Son günlerde kamuoyunda tartışılan konular ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır” açıklaması “kozmik” çantaların içindeki bilgi ve belgelere işaret ediyordu.
Pazartesi sabahı başlayan “Balyoz” gözaltı ve tutuklamalarının Silahlı Kuvvetleri fazlasıyla rahatsız ettiği ortada. Başbakan’ın İspanya’da olduğu gece Genelkurmay’da Başbuğ’un başkanlığında 15 orgeneral ve oramiralin katıldığı bir toplantı yapıldı. Genelkurmay bu toplantının 49 emekli ve muvazzaf subayın, emekli Hava ve Deniz Kuvvetleri komutanlarının gözaltına alınmaları üzerine ortaya çıkan “ciddi durum” üzerine “icra edildiğini” açıkladı. Ankara kulislerinde komutanların Genelkurmay’a çağırdıkları Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e rahatsızlıklarını ilettikleri konuşulmaya başlandı. “Toplu istifa” söylentileri yayıldı.
Geçen haftaki “yargı krizi”nin ardından “Balyoz Operasyonu” zaten aylardır sorunlu olan ordu-iktidar ilişkilerinin iyice gerilmesine yol açtı. Çankaya’nın devreye girmesi, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile ayrı ayrı yaptığı haftalık görüşmeyi “üçlü” zirveye çevirerek Erdoğan ve Başbuğ’un sorunları doğrudan masaya koymalarına olanak sağlaması önemliydi. Nitekim toplantıdan sonra “herkesin sorumluluk bilinciyle hareket etmesine” vurgu yapıldı.
Başbakan Erdoğan, “zirvenin gayet iyi geçtiğini” açıkladı. Bildirideki “anayasal düzen” vurgusu “hukuka ve demokrasiye bağlılık” ifadesidir. Elbette orduyu da iktidarı da bağlamaktadır. “Sorumluluk” ise kurumlar arası çatışmanın daha büyük bir siyasal krize dönüşmemesi beklentisini içeriyor. Başbuğ’u “istifa”ya zorlayarak ordu hiyerarşisinde daha büyük kırılmalar yaratma hesabı güdülüyor!
Cumhurbaşkanı Gül’ün devreye girmesiyle yargı, ordu ve iktidar arasındaki “güçler çatışması” dünkü açıklamada ifadesini bulan şekliyle “ortak sorumluluk” çizgisine çekilebilirse hükümet sözcülerinin de çok sevdiği “normalleşme” söylemi herkesin kabulü olur. Yargı ve kimi ordu mensuplarının da kapatma davası, darbe organizasyonları gibi yollardan hükümetleri ortadan kaldırma alışkanlığından vazgeçmeleri gerekiyor. Demokratik olan tek geçerli yol, seçimle gelenin seçimle gitmesidir. Bu açıdan belki bir “muhalefet zirvesi”ne ihtiyaç duyulabilir!
Erdoğan ve Başbuğ’un çantalarında herhalde Birinci Ordu’da 2003 yılında yapılan “Harp Oyunu”nun gerçekte ne anlama geldiğinin belgeleri de vardı.
“Balyoz”la ilgili sorgulanan eski kuvvet komutanları serbest bırakıldılar.
Zirve sonuç verdi!








Çünkü: “Karşı devrim” harekâtı çok yol aldı…