SiyasetRSS
Tümü
20 Nisan 2010 - 01:41

Erdoğan’ın da hayali, Özal ve Demirel gibi!

Bu memlekette uzun yıllar siyaset izleyip köşe yazınca hiç değişmiyor. Daha doğrusu, ben bu filmi görmüştüm duygusu insanın peşini bırakmıyor.
Böylesi konulardan biri de ‘başkanlık sistemi’dir.
Rahmetli Turgut Özal’ın gönlünden ve kafasından hiç eksik olmamıştı, Amerikanvari bir başkanlık sistemi.
Özellikle 1987 genel seçimlerine giderken bunu düşündü, tasarladı.
Anayasayı tek başına değiştirebilecek çoğunlukla sandıktan çıkacak, sonra da yeni bir anayasal düzen kuracaktı.
Bu projesi, Mecliste gerekli çoğunluğu 1987 milletvekili seçimlerinde kıl payı kaybedince gerçekleşmedi.
Ama Özal buna rağmen Çankaya’ya çıktı, Cumhurbaşkanı olarak sistemi oradan zorlamayı denedi.
Bu da olmadı.
Çünkü Çankaya’ya çıkınca bu sefer partisi başka ellere gitti, Çankaya’da tek başına kaldı Özal...
Demirel’in kafasında ise Başkanlık sisteminden çok, Fransa’dakine benzer yarı-başkanlık sistemi vardı. 12 Eylül Anayasası’nın Cumhurbaşkanına tanımış olduğu aşırı yetkilerle yarı başkanlığa geçişin daha kolay olabileceğini düşünüyordu.
Demirel Cumhurbaşkanı olarak bu konuyu özellikle 28 Şubat döneminde Türkiye’nin siyaset gündemine taşımıştı.
1997’de, 1998’de Demirel ve yakın çevresi, özellikle askerin o zaman ki gücünden yararlanarak Türkiye’de bir sistem değişikliğine gitmenin yollarını perde arkasında aramıştı.
Bu da olmadı.
Bu arada Demirel de Çankaya’ya koşarak çıkarken, kendi partisinin iplerini elinde tutabileceğini sanmış ama yanılmıştı Özal gibi...
Şimdi anlaşılan sırada Tayyip Erdoğan var.
Malum, Ak Parti lideri de öteden beri özellikle Özal’a benzer biçimde başkanlık sisteminden yana.
Geçen pazar günü ATV’de bir sistem değişikliğinin gönlünde yattığını apaçık dile getirdi ve konuyu tartışma gündeminin tepelerine taşıdı.
İyi mi yaptı, kötü mü?
Niye kötü olsun ki?..
Türkiye zaten bir değişim sürecinin içinde yol alıyor tüm sarsıntılarıyla. Demokrasiyle, hukukla ilgili bir değişim süreci bu.
Gündemdeki anayasa değişikliği paketi de böyle bir çerçevenin içine oturmuş durumda.
Türkiye bir ‘vesayet sistemi’nden, bu ülkede demokrasi ve hukukun yolunu onca yıldır kesen ‘gizli iktidar odakları’ndan kurtulmak istiyor.
Ciddi bir kavga bu!
Kökleri çok eskiye, derine gidiyor.
Ergenekon da var bu kavgada, Balyoz da...
Onun için oturup daha kapsamlı bir sistem tartışması yapılabilir. Sivil, demokratik anayasa projeleri önümüzdeki ilk seçimlerde gündeme getirilip, milletten yetki istenebilir.
Peki, ben ne düşünüyorum?
1980’lerde, 1990’lardaki tartışmalarda satır başlarıyla hep aynı şeyleri belirtmiştim.
Evet, bizim parlamenter sistem iyi işlemiyordu. Özellikle siyasal partilerde yerleşik liderlik sultası bu açıdan olumsuz rol oynuyordu.
Ancak, Amerika’daki gibi bir başkanlık sistemi bize ne kadar uyar, bu konuda da ciddi kuşkularım vardı. Böylesine radikal bir değişiklik yerine, acaba bizim parlamenter sistem düzeltilse...
Cumhurbaşkanının 12 Eylül’den kaynaklanan aşırı yetkileri iyice sembolik hale getirilse...
Ve liderlik sultası traşlanarak yasama yürütme karşısında güçlendirilse...
Acaba bunlar, sistemin işleyişi ve istikrar bakımından daha iyi olmaz mıydı?
Bugün de daha çok böyle düşündüğümü söyleyebilirim.
Fransa’dakine benzer yarı başkanlık sistemine gelince...
Seçim sistemini de değiştirerek bu yola gitmek de var. Belki başkanlık sistemine göre daha kolay olabilir.
Ama Türkiye’nin siyasal gerçekleri de, Fransa’daki yarı başkanlık sisteminin bizim bünyeye adaptasyonunu güçleştirebilir.
Düşüncelerim kısaca böyle.
Ama tartışmaya da açığım...

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
50.Yıl Marşı'nın sözleri hangi şairimiz tarafından yazılmıştır?
Markapon
©Copyright 2010