Başbakan Erdoğan’ın referandum ve seçim kampanyalarında muhalefete yönelik meydan okumalarının adresiydi; “Fırat’ın ötesi.” Özellikle Baykal döneminde CHP, Güneydoğu’dan iyice kopmuştu. Kemal Kılıçdaroğlu gelince hava değişti. CHP yıllar sonra 12 Haziran seçimlerinde Diyarbakır’da miting yaptı.
Kemal Bey’in “Dersimli” olması da bölge halkıyla bağlarını güçlendirdi.
CHP lideri 31 Aralık gecesi Van’da depremzedelerin arasındaydı; ertesi gün Şırnak-Uludere’ye geçti. Gürsel Tekin, Sezgin Tanrıkulu yanındaydı. F-16 bombardımanında can veren gençlerin ailelerine başsağlığı diledi. Gülyazı köyündeki taziye çadırında yaptığı konuşma “eski CHP”nin “devletçi” çizgisinin dışında halktan yana bir duruş ve üslup içeriyordu:
“Onlar bizim evlatlarımız. O çocuklara sahip çıkmak hepimizin görevidir. Onlar, hak etmedikleri şekilde hayatlarını kaybettiler. Bunun takipçisi olacağız. 35 yurttaşımızın göz göre göre hayatını kaybetmesi kolay affedilecek bir olay değildir. Bu olayın TBMM’de ve başka alanlarda da takipçisi olacağız, ta ki olay aydınlatılıncaya kadar.”
CHP, Uludere’deki katliamla ilgili bir rapor hazırlayacak.
Öte yandan Kılıçdaroğlu’na tahsis edilen helikopter gece yarısı “siyasi faaliyet” gerekçesiyle iptal edilmiş! Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’un saldırıya uğradığı, AKP’li bakanların taziye çadırı yerine ancak evlerden birine gidebildikleri gergin ortamda hükümetin güçlük çıkarmak yerine muhalefetin önüne “kırmızı halı” sermesi gerekirdi. Siyaset tam da böyle zamanlarda insanların acılarına ortak olmak, dayanışmak için yapılır.
Bu görevi önce BDP’liler yerine getirmişlerdir.
Ayla Akat’ın dokunaklı mektubunu Hasan Cemal’de okuduk.
Diyarbakır AKP milletvekili Galip Ensarioğlu’nun Taraf’taki demeci de çarpıcıydı:
“Çok hızlı bir şekilde bu olayın açığa çıkması lazım. Sorumlulardan hesap sorulması. Kamu vicdanı rahatlamalı. Bu yanlışlığın günahını devlet paylaşmamalı. Bugüne kadar asker şike yapıyordu, ben askeri değiştirdim koordineli bir şekilde MİT, Emniyet, askerle bunu yapıyoruz, her yerde vuruyoruz. Tamam bu bir mücadele yöntemidir ama bir çözüm yöntemi değildir. Demokratikleşme adımlarını atmakta geciktik biz. Elimizi çabuk tutmamız lazım yoksa PKK vurur ‘pardon’ der, devlet vurur ‘pardon’ der. PKK’nın da son bir yılda öldürdüğü sivil sayısı 50’yi geçti. Bu kabul edilemez.
2012’de anayasa, demokratikleşme ve çözüm olmazsa 2013’te mahalli seçim atmosferine girdikten sonra bu iş olmaz. Bu iş bitmeden Sayın Başbakan Köşk’e çıkıp rahat edemez. Köşk’e çıkmasının da bir anlamı kalmaz. Türkiye’de önemli bir sorunu bitiren lider olarak Çankaya’da keyfini sürmesi lazım.”
Başbakan Erdoğan Uludere’de yaşananları dün Genelkurmay Başkanı ile görüştü. Kürt sorununu “terör”e indirgeyip askere havale etmek, “PKK’nın ekmeğine yağ sürmek olur!”
AKP “Fırat’ın doğusu”ndan kopmamalı.








Başkanım pardon Başbakanım, Kılıçdaroğlu polemik değil demokrasinin gereğini yapıyor