DÜN Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer gazetecilerin duruşması vardı.
Uğur Dündar ve Ruşen Çakır başta olmak üzere gazeteciler ile politikacılar, sınırların ötesinden gözlemciler oradaydı.
Milletvekili seçilen bir diğer tutuklu gazeteci Mustafa Balbay anıldı.
Demokrasi galerisindeki tablo dünyada ilgi görüyor.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone iki gündür medya sohbetlerinde “tutuklu gazeteciler konusunu anlayamadığını” söylemekte.
Olayı sorguluyor:
“Gazeteci fikrini söylemekte özgür olmalı. Gazeteci neden tutuklu? Kuvvet mi kullanmış, şiddete mi başvurmuş?”
ABD Dışişleri Bakanı Clinton da aynı doğrultuda konuştu.
Gerçi Fransasız Senato’sunun kabul ettiği “inkâr yasasına” gönderme yaparak “ABD’de ifade özgürlüğü olduğunu” söylemesi dikkatle yorumlanmalı.
Clinton’un ifadesindeki satır aralarını, Büyükelçi Ricciardone dolduruyor.
İŞTE LİSTE
ASLINDA “yorum farkı/yorum örtüşmesi” aramaya pek de gerek yok.
“Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü”nün yayınladığı liste apaçık ortada.
Türkiye bu listede 148’inci sırada.
Basın özgürlüğünün en iyi olduğu ülkeler arasında Finlandiya ve Norveç 1’inci ve 2’inci sıradalar.
Estonya 3’üncü sırada.
İngiltere 28, Avustralya 30, Tanzanya 34, Gana 41, ABD 47, Yunanistan 70.
KKTC bile listede 102’inci ülke.
Ve Türkiye 148’inci.
1 yılda 10 sıra daha aşağıya kaymış.
Türkiye’den daha aşağılarda 150’inci sırada Afganistan, 158’inci sırada Suudi Arabistan, 174’üncü sırada Çin, 178’inci sırada Kuzey Kore var.
Bu listeyi yapan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü de iktidara karşı bir planın parçası olmalı!..
Wall Street Journal’den şu satırları yansıtmakta fayda var.
“Türkiye’nin ekonomisi, 2011 yılında ileriye doğru dev hamleler yapmış olabilir. Ancak basın özgürlüğü önemli bir gerileme göstermiş gibi görünüyor. Çok sayıda tutuklama ve yüksek profilli işten çıkartmalar, burada medya özgürlüklerinin ciddi tehlikede olduğuna ilişkin giderek artan uluslararası tepkiyi körükledi...”
MERCEK
DIŞ görünüşte tutuklu gazeteciler sayısı gerçekten çok yüksek.
Ancak...
Çoğunluğunun meslektaşımız olduğunu iddia edemem.
Onlar için belirli illegal örgütlerin aktif üyesi oldukları ve yazının bu işlevin sadece bir parçasını teşkil ettiği doğru teşhistir.
Zaten yanılgı konuya istatistik yaklaşımdan kaynaklanıyor.
Âdet değil, gerçek gazetecilerin tutuklu durumlarıdır üzerinde durulması gereken.
Onların en kısa zamanda tutukluluk hallerinin kaldırılmasıdır.
Yargıya elbette saygılıyız ama bir hukukçu olarak, adalet tarihinin zaman zaman hatalar yapabildiğini hatırlamanın ötesinde şiddet içermeyen, şiddet bağlantısı olmayan fikirlerin ve ifadelerin suç olmaması gerektiği inancının altını çiziyorum.
Bu genel bir mercek bozukluğu ile ilişkili.
Basın özgürlükleri haritası.
İNSAN HAKLARI İHLAL BİRİNCİSİ
TÜM Türkiye’de verilen hükümler AİHM aynalarında bakın nasıl görünüyor.
AİHM Başkanı Nicolas Bratza açıkladı.
Mahkemenin 2011 yılında insan hakları ihlalleri ile ilgili olarak Türkiye 159 dosyayla en fazla mahkûmiyet alan ülke.
159 mahkûmiyet için “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en az bir hükmünü ihlal etmiştir” deniyor.
Türkiye’yi 121 davayla Rusya, 105 davayla Ukrayna izliyor.
AİHM Başkanı Bratza bu açıklamadan sonra ülkelerin yargı erkinin karar verirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerini daha fazla gözetmeye çağrı yaptı.
Adalet Bakanlığı’nın bu konuda önemli çalışmalar yaptığını söyleyebilirim.
Strazburg’a, Brüksel’e hâkimler savcılar gönderiyor.
Ankara’da Avrupa yargısıyla uyum için çalışma grupları faaliyette.
Teftişlerde bu kriter de dikkate alınıyor.
Ancak...
Yukarıda belirttiğim gibi genel mercek henüz değişebilmiş değil.
Sınır Tanımayan Gazeteciler ve AİHM sıralamaları bunun kanıtı.
“İleri demeokrasi” o listelerin ilk sıralarında yer almakla bağlantılıdır.
Doğru orantılıdır.








