Emekli komutanlar Fırtına, Örnek ve Saygun serbest bırakıldılar. “Balyoz darbe planı”nı hazırladığı öne sürülen Çetin Doğan ise tutuklandı.
Çankaya’daki “üçlü zirve”de gözlenen yumuşama havasından “yargının etkilendiği” tam olarak söylenemez. Kuvvet komutanlarının serbest bırakılması “şartla salıverme”ye benziyor. Haklarındaki soruşturmalar sürecek. Muhtemelen dava da açılacak. Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, komutanların “kaçma ya da delilleri karartma” imkânları olmadığı için serbest bırakıldıklarını açıkladı. Bu kadarı bile çok ağır değil mi?
Öte yandan “Balyoz”la ilgili dün ikinci gözaltı dalgası başlamış.
Tatbikata katılan, “Sakal”, “Çarşaf” eylemlerinde görev alacakları öne sürülen jandarma personeli gözaltına alınıyor.
Kuzey Deniz Saha Komutanı da gözaltında. Böyle giderse, Deniz Kuvvetleri’nde Beşiktaş iskelesine-adliyesine çıkmayan amiral kalmayacak. Sanki, “Amiral battı” oyunu oynanıyor!
Geçen hafta Somalili korsanlara karşı Aden Körfezi’nde görev yapan, donanmaya ait “Gökova” firkateyninin dönüş töreni vardı. Denizcileri aileleri karşıladılar. Eşleri, çocukları, anne babaları sarmaş dolaş oldular. Görevlerini başarıyla yapmışlardı. O duygusal ortam, Deniz Kuvvetleri’ni tam da olması gereken yerde -limanda- ve saygınlıkta gösteriyordu.
Donanmanın yeri Ege’de, Kıbrıs’ta, ihtilaflı sularda normal seyrini yapmak değil mi?
Poyrazköy silahları, Kafes planları, suikast iddiaları, intiharlar, gözaltı ve tutuklamalar, denizcilere ağır gelmiyor mu? Deniz Kuvvetleri’ne yönelik “cunta” suçlamaları 28 Şubat’a Güven Erkaya dönemindeki “Batı Çalışma Grubu”na dek götürülebilir. 2003-2004 dönemindeki faaliyetleri, “Günlükleri”ne kaydeden emekli Oramiral Özden Örnek de, bugün gelinen noktadan komutan olarak sorumludur.
Türkiye’nin bu süreçten, en az kurumsal hasarla çıkması herkesin isteği. Yargı elbette görevini yapacaktır.
Ülkedeki gerilimi düşürmek ise en başta siyasal iktidara düşmektedir.
Başbakan Erdoğan dün yine medyayı hedef aldı. Çankaya’daki zirveyi eleştiren yazarlara çattı: “Herkes fikirlerini söylemekte serbesttir. Gayet güzel de, doğruyu söyle... O insanlara da, o kalemleri teslim edenler der ki, ‘Kusura bakma kardeşim, bizim dükkânda sana yer yok.’
Yazarları patronlara şikâyet ediyor Başbakan: ‘Ne yapayım, köşe yazarına hâkim olamıyorum’ diyemezsin. ‘Sen bunun sorumlususun arkadaş’, diyeceksin. Niye? Çünkü bu ülkeyi germeye, ekonomiyi germeye kimsenin hakkı yok. Buna müsaade etmeyiz. Çünkü bir anda dengelerin ekonomik olarak ne hale geldiği ortaya çıkıyor. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye geldiğinde buna hakkın yok.”
Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu ifade özgürlüğüdür. Yazılara müdahale sansürdür! Savunulamaz. Yazarları susturmaya yönelik çağrılar ancak diktatörlüklerde olur.
Ne ülkede yaşıyoruz, Tarkan da “kokain” iddiasıyla gözaltına alınmış.
Sen de mi Tarkan!..








Mesele başkanlık değil..