Genelkurmay Başkanı, orgenerallerle “durum çok ciddi” diyerek acil bir toplantı yapıyor.
Bundan birkaç saat sonra İspanya’dan dönen Başbakan Tayyip Erdoğan, gece yarısı kurmaylarıyla bir araya geliyor.
Sanmayın ki art arda gelen bu iki kritik toplantıda asker yepyeni bir strateji belirledi, hükümet bundan sonraki süreçte olacakları adım adım planladı. Askerler eskiden olduğu gibi siyasete müdahale edemeyecekleri, hatta en mahrem toplantılarında bile kendi aralarında ulu orta konuşamayacaklarını biliyor. Hükümet ise atacağı adımların kapatma davasına etkisini, askerde yaratacağı tepkiyi ölçemiyor. O yüzden bekliyor.
Böylece Ankara’da kimsenin kurallarını bilmediği oyunda, bir anda elektrikler kesilmiş ancak perde inmemiş gibi sessiz bir bekleyiş var.
Türkiye yine o genetik kodlarından söküp atamadığı karmakarışık dönemlerden birine adım atmış gözüküyor.
Bundan sonra ne Genelkurmay Başkanı, ne Başbakan, Cumhurbaşkanı, MİT Müsteşarı, Meclis Başkanı, Deniz Baykal ya da Devlet Bahçeli ne olabileceğini kestirebilir.
Seçim, 2010’da da olabilir; fırtınalı günler hükümetin arzuladığı gibi önümüzdeki haftalarda yatışırsa 2011’de normal seyrinde de olabilir.
Bazen gerçek, hepimizin düşündüğünden daha basittir.
Gerçek şu ki, artık Türkiye’de temel siyasi aktörler, “oyun kurucu” olma özelliğini kaybetti. Sürükleniyor, mevzi kaybetmemeye çalışıyorlar. Hükümet de, asker de son ayları büyük ölçüde kendi kontrollerinde olmayan olaylar silsilesini yönetmeye çalışarak geçirdi.
Bu yüzden, “Hükümet aslında AK Parti kapatılsın istiyor” gibisinden komplolar ya da “Asker darbe yapacak” gibi paranoyalara hiç itibar etmeyin.
Sanmayın ki yargıdaki her operasyon, Taraf gazetesinin her yayını, hükümet ve AK Parti’nin işine geldi. Erzincan Savcısı İlhan Cihaner’in tutuklanmasını, generallerin toplumu son derece geren baskınlarla gözaltına alınmaları, kapatma davası söylentileri ve borsadaki “küt” düşüş ille de birilerinin kontrolünde değil. Bu tarz bir freni boşalmış yokuş aşağı giden kamyon hissi, hangi hükümetin işine gelir?
AK Parti’nin asıl tercihi Yargıtay Başsavcısı tarafından kapatılmak değil, 2011’e kadar iktidarı elinde tutmak; TSK’nın asıl tercihi ise kapatma davası ile AK Parti lehine kocaman bir mağduriyet yaratmak ya da darbe yaparak uluslararası izolasyona uğramak değil, kendi etki ve prestijini muhafaza etmek olurdu.
Ancak dedim ya siyasi aktörler artık oyun kurucu olma özelliğini kaybetti. Olayları şekillendirmek yerine akan sel suyunda bir dala tutunmaya çalışıyorlar.
Yazık.
Hükümette, orduda, medyada birçok kişi, ülkede Ergenekon ve bazı davaları yönlendiren, bu davalarla ilgili haberleri servis yapan üçüncü bir güç olduğuna, kontrolün onların elinde olduğuna inanıyor. Ancak artık o efsanevi gücün de varlığını, ne amaca hizmet ettiğini anlamak ya da kontrolü elinde tuttuğuna inanmak mümkün değil.
Bu yüzden bugün Çankaya’daki üçlü zirve ve oradan çıkacak mesaja pek itibar etmeyin. O tablo, önümüzdeki haftalarda bizleri yeni krizlerin beklemediği anlamına gelmeyecek.








Mesele başkanlık değil..