SiyasetRSS
Tümü

Ben hükümetin gizli bir erken seçim gündemi olduğunu, 2010’da baskın seçim olacağını düşünenlerden değilim. Seçim, 2011’de olacak.
Ancak dün Meclis genel kurulundaki “Fight Club” görüntüleri, Türkiye’nin artık şu ya da bu şekilde “seçim atmosferine” girdiğinin, 2010’un iç politikada inişli çıkışlı, yorgun ve gergin  olacağının kanıtı.
Bundan sonra Meclis’in yeniden ayağa kalkıp kravatına çeki düzen vereceğine, gereken yasa ve reformları ele alacağına inanmak zor. Herkes gergin. Seçim ateşi yavaş yavaş bacayı sarmaya başlamış. Artık anayasa değişikliği değil kavga, Avrupa Birliği yasaları değil sataşma hüküm sürecek o çatı altında. Yazık.
EMİNE ERDOĞAN HASSASİYETİ ERDOĞAN’A YARAR: Başbakan pazartesi Meclis kürsüsünde alıngan ve kızgındı. Erdoğan’ın üslubu, başta Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Bekir Bozdağ olmak üzere diğer partililere “gaz verdi.” Başbakan’ın bu kadar çileden çıktığını gören iktidar vekilleri muhalefetle kavgayı kendileri için bir görev bildi. Ancak, sokağın nabzını birçok siyasetçiden daha iyi ölçen Erdoğan’ın karısının GATA’ya alınmamasına ve peygamber benzetmesine gösterdiği tepki, kamuoyunda büyük alkış alacaktır. Hangi Türk erkeği (ya da kadını) “Karıma laf söyletmem” diye elini masaya vuran bir adamı takdir etmez. Peygamber meselesinde de emin olun Erdoğan’ın “Peygamberi şaka konusu yaptırtmam” alınganlığı, muhafazakâr tabanda olumlu yankılar alıyor.
MHP ETKİN, DURMUŞ İTİCİ: Nice zamandır Devlet Bahçeli ve MHP’nin büyük kongresinden sonra daha uzlaşmacı bir tutum takınacağı, hatta Kürt açılımından anayasa değişikliğine kadar birçok konuda hükümetle birlikte hareket edeceği söyleniyordu. Tam tersi oldu. MHP’nin AK Parti’ye yönelik kini, her geçen gün artıyor. Devlet Bahçeli, bundan sonra hükümetin elini kolaylaştırmamaya kararlı. Oktay Vural, Mehmet Şandır gibi isimlerin hükümete salvoları gittikçe sertleşiyor. Ancak bu ortamda MHP’li Osman Durmuş’un “peygamber” benzetmesi ve Emine Erdoğan’ın GATA’ya alınmaması gibi vicdanların kabul etmesi mümkün olmayan bir konuyu alay ederek gündeme getirmesi tek kelimeyle “itici.” Özellikle de MHP tabanı için...
GÜLDAL MUMCU’YA HAKSIZLIK YAPILDI: CHP’li Güldal Mumcu’nun başkan vekili olarak performansını beğenenler de zayıf bulanlar da var. Ben şahsen Güldal Hanım’ın “buzlar kraliçesi” tavrını beğeniyor, Meclis oturumlarında mesafeli üslubunu “medeni” buluyorum. (MHP’li Meral Akşener’in “müdür hanım” üslubu da daha sert olmakla birlikte etkili.) Ancak mesele şu; “erkekler cumhuriyeti” Ankara’da kadınların geldiği her makam, imza attıkları her başarı insanlara batıyor. Güldal Hanım şu zamana kadar o makamı işgal etmiş erkeklerden daha mı zayıf? Kesinlikle hayır! Daha mı partizan? Hayır. Daha mı pısırık? Değil. Burada vahim olan, kendisinden istenmediği halde Bülent Arınç’ın akıl vermeye, müdahale etmeye çalışmasıdır. Bülent Arınç için dürüst diyebilirsiniz, dobra diyebilirsiniz. Ancak tanıdığım kadarıyla kadınların siyasetteki varlığını, bağımsızlığını hazmedebilen biri değil. Genç AKP’lilerden çok farklı Arınç. Bana göre kadınları asistan, eş, gelin ya da en fazla “kadın kollarında görevli” olarak kabul eden çoook eski bir zihniyeti temsil ediyor. Ak Parti değil.
BDP AKLISELİM ÇIKTI: Meclis’teki kavga görüntülerinde en hoşuma giden, DTP’nin kapatılmasıyla BDP çatısı altına geçen Hasip Kaplan ve Sırrı Sakık’ın yumruklaşan AK Parti ve MHP’lileri ayırmaya çalışması oldu. İyi ki bu gözü kararmış iki kutup arasında bir Kürt partisi varmış! Dün en aklıselim davranan BDP oldu. Bir yandan BDP’li Sevahir Bayındır çıkıp bir feminist olarak Güldal Mumcu’yu savundu; diğer yandan parti, Erdoğan’ın başörtüsü hassasiyetine hak verdi. Demek ki konu Kürt meselesi değilse, BDP’liler çok rahat ideolojik bakmamayı başarıyor.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
Lezbiyen olduğunu açıklayan ve "Başkanın Adamları" filminde rol alan Hollywood'un ilk başrol oyuncusu kimdir?
Markapon
©Copyright 2010