KCK soruşturmasını sürdüren özel yetkili savcılar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski müsteşar Emre Taner, PKK ile Oslo’da masaya oturan heyetten Afet Güneş’i ifade vermek üzere savcılığa çağırdılar. MİT yöneticilerinin aldıkları bu davet “alışılmadık” bir durum olduğu için günboyu televizyonlarda tartışıldı. MİT yöneticileri 2009’da PKK’ya silah bıraktırılması amacıyla Başbakan’ın açıkladığı “demokratik açılım” sürecinin hayata geçirilmesinde ve ilk aşamada Kandil’den gelen PKK’lıların Habur’dan giriş yapmalarında etkili olmuşlardı. Cumhurbaşkanı Gül de süreci “devlet politikası” olarak desteklemişti. “Habur süreci” ordu ve muhalefetin tepkisiyle kesintiye uğramış, ancak daha sonra çıkan ses bantlarında “Başbakan’ın bilgisi” dahilinde eski Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan’ın Oslo’da PKK ile masaya oturduğu ortaya çıkmıştı.
MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması yargıda “siyasallaşma ve cemaatçi yapılanma” iddialarının daha çok muhalefetçe seslendirildiği ortamda iktidar açısından da “şok edici” bir gelişme olsa gerek. Nitekim Fidan için “Başbakanlık izni” gerektiği savunuluyor. Dışişleri Bakanı Davutoğu, “görevin gizliliğini” belirtme gereği duydu.
Oslo buluşmasında siyasi sorumluluk hükümete aittir. Bu süreçte İmralı’da Öcalan’la da görüşmeler yapılmış ve 12 Haziran seçimlerine Kandil’e gönderilen “protokoller”le girilmiştir.
Hakan Fidan’ın KCK savcılarınca ifadeye çağrılması, devletin bilgisi dahilindeki kimi operasyonlara da açıklık getirebilir.
İlginçtir. Dünkü Birgün’de Fikri Sağlar, Uğur Mumcu’nun eşi TBMM Başkanvekili CHP’li Güldal Mumcu ile Hacıbektaş’ta katıldığı “faili meçhuller” panelini yazmış. Güldal Mumcu şöyle konuşmuş:
“MİT Müsteşarı Hakan Fidan geçenlerde gazetecileri kurumunda ağırlamış. Bu görüşme bana zamanın MİT Müsteşarı Teoman Koman’ın 1992 Temmuz’undaki benzer bir davetini hatırlattı.
O basın yemeğinde Koman, ‘toplumda sansasyon yaratacak şahıslara yönelik suikastlar düzenleneceği’ istihbar ettiklerini kayıt edip, ‘hatta içinizden biri hedef olabilir’ dedikten sonra, ‘Ama biz önlersek böyle bir şey olmaz’ demişti.
Bu konuşmadan 6 ay sonra, 24 Ocak 1993 günü Teoman Koman’ın toplantısına katılanlardan biri olan Uğur Mumcu suikast sonucu öldürüldü.
Uğur’un öldürülmesinden sonra benim bilgime başvuran DGM askeri savcısı Ülkü Coşkun’un ‘Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse çözer’ sözü ne anlama gelmektedir?.. Yani devlet denen aygıt her şeyi görüyor, biliyor, izliyor, gözlüyor ama önleyemiyor!.. Öyle mi?!..
Biliyordunuz da niye önleyemediniz?”
KCK nedeniyle MİT müsteşarlarının dinlenmesi yolu açılacaksa, faili meçhullerde de aynı yöntem neden izlenmesin?
Teoman Koman’a da Uğur Mumcu suikastı sorulmalıdır?!








Bürokratik Vesayetten Yana mısınız?