MİT krizinde; Hakan Fidan, Emre Taner ve Afet Güneş’i KCK’dan gözaltına alınmak, belki de tutuklanmaktan kurtarmak üzere tek maddelik bir yasa değişikliğiyle savcıların yetkisinin Başbakan’ın iznine bağlanmak istendiği saatlerde İstanbul’daki özel yetkili mahkemeden 4 MİT’çiyle ilgili “yakalama” kararı çıktı. 2 MİT görevlisi ifadeye gittiler.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, MİT Müsteşarı’nı özel yetkili savcıların elinden kurtarmak üzere Başbakanlık ile Çankaya arasında mekik dokurken, bu mahkemeleri bütünüyle masaya yatıracak bir düzenleme yerine “kişiye özel” formül aramanın sıkıntısını çekiyor olmalı.
Cumhurbaşkanı Gül, yaşananları talihsizlik olarak niteleyerek kurumlar arası çatışmadan kaçınılmasını istedi.
Başbakan Erdoğan ise dün akşam saatlerine dek sessizliğini korudu.
CHP lideri Kılıçdaroğlu, Başbakan’ı bir “basın toplantısı”yla kamuoyuna duyurmaya çağırdı.
Bu çağrının ardında MİT, Emniyet, Yargı üçgeninde yaşanan “güçler çatışması”nın derinlerine inme arzusu var. Kamuoyundaki algı; AKP hükümetiyle Gülen cemaati arasındaki “iktidar mücadelesi”nin “MİT krizi”yle iyice ortaya çıktığı şeklindedir. “Askeri vesayet”in zayıflaması sonrası Erdoğan’a “gücünün sınırları” mı hatırlatılmaktadır?
Tayyip Bey’in “Okyanus ötesi”yle ilişkileri özellikle seçim dönemlerinde “gelgit“lere vesile olsa da sonuçta balkon konuşmalarında ihmal edilmeyecek bir desteğe teşekkürü de daima içermiştir.
Yaşananlar, Başbakan Erdoğan’ın 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine “tek aday” olarak gitmesinin önünü kesecek yeni bir oluşumun ayak sesleri midir?
Kürt sorununun barışçı yoldan çözülmesi bir “devlet politikası” olarak görülürken Oslo’da PKK ile masaya oturan MİT’i görevlendiren Başbakan Erdoğan’a Hakan Fidan üzerinden “Yüce Divan” yolunu açacak gelişmelere ortam mı hazırlanmaktadır?
Erdoğan, 2009’da “Kürt açılımı”nı başlatır ve 2011 seçimlerine dek cesaret ve kararlılıkla arkasında dururken cemaate yakın kimi emniyetçiler tarafından, “PKK’yı imha” politikasına neden çekilmek istenmiştir?
MİT’çiler KCK’yı yapılandırmakla suçlanacaksa Başbakan’a ne denecektir?
Dünkü Zaman’da (10 Şubat) Fethullah Gülen’in “Kürsü”sünde çıkan “Mü’mince duygularda adalet ve istikamet” yazısı hayli çarpıcı ve anlamlıydı.
Gülen, adaleti “insaf” manasında “dengeli davranmak” olarak anlatıyor. Gazete makalenin orta yerine şu spotu çıkarmış:
“Şahsi dünyası, menfaati ile alakalı şeylerde yeri göğü inleten bir insan, ağız dolusu dine-diyanete küfredenler karşısında hiç rahatsız olmuyorsa, Hak adına hiçbir gayreti yok demektir.”
Son günlerdeki “dindar gençlik yetiştirme” sözlerini de Hocaefendi’nin “Günümüzde içtimai adaletin gerçekleşmesi için sağlam bir iman ve Müslümanlığın doğru yaşanması” arzusuna mı bağlamalıyız?!
Gülen bu sürecin neresindedir?!








Dini seferberlik...Durmak yok yola devam...