İsmi lazım değil bir CHP milletvekili, geçenlerde Antakya’da Esad zulmünden Türkiye’ye kaçan Suriyelilerin kaldığı çadır kentlere gidip ‘Neden buradasınız? Size af çıktı. Dönsenize ülkenize’ diyor.
Sanki evini, yurdunu bir günde terk eden, çoluğunu çocuğunu alıp bambaşka bir ülkeye kış ortasında çadırda yaşamaya gelen insanlar, bunu spor için yapıyor.
Suriyeliler telefon edip olayı ve CHP’li vekile verdikleri cevabı anlattıklarında, hayret ediyorum duyduklarıma. Bu ülkede özgürlükleri savunan, otoriterleşme trendine direnen bir parti, iş komşularımıza, akrabalarımıza gelince o halka bu diktatörlüğü reva görüyor. Tekrar ve tekrar.
Daha önce de yazdım; hükümeti eleştirmenin ‘pahalı’, CHP’yi eleştirmenin ise ‘bedava’ olduğu, hatta Bonus puanıyla ödüllendirildiği bir medya düzeninde, çıkıp gün be gün CHP’yle uğraşan gazetecilerle, aynı kaldırımda yürümeyi bile zül kabul ederim. Üç kere düşünüyorum CHP’ye laf etmeden. Etik bulmuyorum bu sahte ‘ifade özgürlüğü’ tiyatrosunda rol almayı.
Ama bazen de CHP’ye ‘pes’ demeden edemiyorum. Suriye, bu konuların başında.
Mesele sadece CHP meselesi değil, genel anlamda Türkiye kamuoyu Suriye’de olan bitene kayıtsız. Empati sıfır. Arap Baharı’na kuşkuyla bakan sol entelektüeller, şimdi de Suriye konusunda ‘Vardır bu işin içinde bir bit yeniği’ havasında. ‘Biz Esad’cı değiliz ama...’ diyerek 40 yıldır ülkeyi ‘tek parti rejimi’ (!) olarak ve sıkıyönetimle (!) yöneten, son aylarda da eli, kolu, her tarafı iyice kana bulanmış Beşar Esad’a destek vermekten çekinmiyorlar. Her taşın altında emperyalizm, İsrail, Amerika görüyorlar.
Eski şablonlar, tek kelimeyle, zamanın ruhunu okuyamamak bu...
Oysa bugün itibariyle Suriye’de yaşanan tam anlamıyla bir devrim. Sokak devrimi. Ve maalesef, var gibi görünse de, aslında uluslararası düzende henüz yeterince sahiplenen yok. İsrail, Beşar gitsin ve Suriye’de macera olsun istemiyor. Avrupa kendi derdinde. Ve Arap Baharı yorgunluğu yaşayan Washington da, çok konuşmasına rağmen henüz elini taşın altına sokmaya istekli değil!
Ve zavallı Suriyeliler tek başlarına her gün yılmadan, geri adım atmadan, yeniden ve yeniden çıkıyorlar sokağa. Artık her bölgede orduya karşı topyekûn bir mücadele var. Şam’ın bazı mahallelerinde bile direniş başladı. İdlib’de âdeta ‘kurtarılmış bölgeler’ var. Ordudan kaçan ve tanklarını tüfeklerini kendi halkına doğrultmayı reddedenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Aralarında subaylar ve erler de var. Hama, Humus, Deraa’daki direniş, birbirinden bağımsız hareket eden bu ‘kaçak askerlerin’ koruması sayesinde büyüyor.
Bana göre Ankara, hem Beşar Esad’la bozuşarak, hem de Suriyeli muhaliflerin burada örgütlenmesine izin vererek doğru işi yaptı. Tarihin doğru cephesinde olmak, gurur vericidir. İyidir. Günün birinde Suriye halkının minnetini hep birlikte göreceğiz.
Fakat Türkiye’deki muhalifler, çoğunlukla Müslüman Kardeşler çizgisinde. Oysa ülke içindeki isyanın Müslüman Kardeşler’le alakası yok. Bazı yerlerde İslami bir karakteri var, ama örgütsel bağlantısı yok.
Bir de olayın Arap kamuoyu boyutu var. Irak savaşındaki gibi bir itiraz yok ortada. Arap sokağı, Suriye’deki direnişi destekliyor. Diktatörlerin ne olduğunu herkesten iyi biliyorlar. Arap ülkeleri ve Arap Birliği de artık Esad’ın yanında değil. Onlar da çeksin gitsin istiyorlar.
Görünen o ki CHP, Saadet Partisi ve farklı nedenlerden dolayı BDP bu devrime karşı. (Eyvah, kastım o değil ama sanki Başbakan’ın miting konuşmaları gibi oldu!)
Şimdi başa dönüp soruyorum; ‘Ben devrimciyim’ diyen insanlar nasıl olup da komşudaki kanlı canlı devrime cephe alır? ‘Halk hareketiyiz’ diyenler, nasıl Suriyelinin haklı mücadelesine kayıtsız kalır?








Abdullah Gül'ün muasır medeniyet kriterleri hakkında