SiyasetRSS
Tümü
23 Şubat 2012 - 02:30

Tanıdığım Marie Colvin...

Korkusuz ve savaş müptelası bir özgür ruh

Dün Marie Colvin’in Humus’taki bombardımanda öldüğü haberini alınca, içim cız etti. O korsan gibi tek göz, bantlı halini, savaştan savaşa koşarak geçen ömrünü, yıllardır kan-gözyaşı görmekten, tarihe tanık olmaktan iyice sertleşen ‘delikanlı’ üslubunun arkasında gizlemeye çalıştığı o yumuşak kadını düşündüm.
Marie’yi Irak savaşı sırasında tanıdım. Kimselere benzemeyen acayip bir kadındı; hem ‘acayip muhteşem’, hem de basbayağı ‘acayip’ anlamında kullanıyorum bunu. Lübnan’dan Bosna’ya, Sri Lanka’dan, Çeçenistan’a, Gazze’ye kadar son 30 yılda dünyadaki  bütün önemli çatışmalara tanıklık etmiş, büyük yankısı olan yazılarıyla zaman zaman savaşların seyrini değiştirmişti. Korkusuzdu. Tam bir özgür ruhtu.

Irak’ta ilk toplu mezarı buldu
Marie gibilerine ‘savaş müptelası’ derler ve bu tanım da çok yanlış değil. Sri Lanka’da Tamil Kaplanları ve hükümet arasındaki savaşı izlerken gözüne isabet eden şarapnelin hikayesini, sanki ‘Dün de dizimi çarptım’ havasında anlatmıştı. Tek gözünü kaybetmiş olmaktan rahatsızlık duyuyorsa da, bunu hiç hissetmedim. Bildiği şey, bildiği yer, rahat hissettiği durum, savaş ve savaş halinin resmini çekmekti. Muhtemelen Londra’daki evine döndüğünde günlük hayata adapte olmak, ona her şeyden zor geliyordu.
İşin garibi, hayatını savaşlarla geçirmiş olmasına rağmen inanılmaz yufka yürekli biriydi. Hep insanlarla, küçük insanlarla, savaşın etrafında şekillenen öyküler ve haksızlıklarla ilgiliydi. Don Kişot gibi. Hiç unutmuyorum, Irak savaşının son günlerinde, Saddam yeni devrilmişti. Marie’yle yollarımız, bir zamanlar Bağdat zenginleri ve cumhuriyet muhafızlarının kaldığı Av Kulübü’nde kesişti. Bir dönem rejim elitinin yazlık mekanı olan kulüpteki odalardan birini kendine mesken edinmiş, gündüzleri fıldır fıldır haber kovalıyor, akşamları yemeklerini Iraklı muhaliflerle yiyordu. Bir ara, sabahın 6’sında fırlayıp her gün Basra’ya gitmeye başladı. Birinci Körfez Savaşı sonunda Saddam ordularının Basra’nın güneyinde Şii’leri topluca katlettiği kasabalardan birini hatırlıyor, orada toplu mezar arıyordu. Kafayı takmıştı.
Amerikan ordusu (olmayan) kitle imha silahlarının, Marie ise kaybolan hayatların peşindeydi. Günün birinde rüşvetle bir buldozer kiralayarak, köylülere sora sora belirlediği noktada kazıya başladı. Ve işte Saddam sonrası Irak’ta bulunan ilk toplu mezarın hikayesi budur. Birkaç gün sonra oraya gittiğimde, hayatımda unutamayacağım bir manzarayla karşılaştım. Toprağı eşeleyen aileler, yavaş yavaş numaralanan kafatasları, yerden çıkan bez parçasından kocasının kıyafetini teşhis etmeye çalışan çarşaflı kadınlar, her yerde kemikleri tasnif etmeye çalışan yetkililer ve her yerde kazı...

‘Bebekler öldürülüyor’
İşte Marie Colvin deyince, aklıma Kuzey Irak’taki günlerimiz, Av kulübündeki o akşam yemekleri, savaş hikâyeleri ve her gün uyanıp kendi başına dünyayı değiştirmeye çalışan o uzun boylu sarışın kadın geliyor. Humus’ta ölmeden önce, BBC’ye bağlanıp ‘Burada mide bulandırıcı bir şiddet var. Sabah 6.30’dan beri bombardıman devam ediyor. Bugün küçük bir bebeğin ölümünü izledim. Daha böyle çok görüntü var’ demişti.
Marie bunları anlattıktan kısa bir süre sonra rejimin amansız bombardımanında öldü. Humus’un Baba Amr bölgesinde Marie Colvin gibi ölümü bekleyen, 28 bin insan var...

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
Hangisi yurdumuzu işgal eden devletlerden biri değildir?
Markapon
©Copyright 2012