İCLAL Aydın ve Müjdat Gezen... İki “söz büyücüsünün” sohbeti nasıl da keyifli... İkisi de yürekten konuşuyor.
İclal’in yaşam sanatı derinliğine lazer ışınları gibi uzanan birkaç söylemini yansıtayım:
“Tanrı, dünya üzerindeki insanı acı cahili bıraksın... Sözler kundakçıdır, yangını kelimeler çıkarır...”
Bu söylemeler İclal Aydın’ın yeni çıkan “KÂĞIT KESİKLERİ” adlı kitabından.
Daha ilk baskısı 30 bin...
Daha önceki kitapları 250-300 bin satış rakamlarına ulaşmıştı. O nedenle Türkiye yayıncılığı için çok görünse bile 30 bin ilk baskı abartı değil.
İclal Aydın’ın söylemine dönelim.
Gerçekten “acı cahili” olmak harika bir ütopya...
Elbette “duygusuz ve vurdumduymaz” egosu dağlar gibi olmak değil...
Acıların yaşanmadığı mutlu bir dünyayı anlatmak istemiş İclal...
Müjdat Gezen bu söylemi ta yüreğinden hissetti.
“Can arkadaşı” Savaş Dinçel’i yanı başında yitirmenin kabuğunu kaldırdı. Yara açıldı...
Müjdat, Savaş’ın ölümünden sonra yaşama bakışının, ölümü sorgulayışının kökünden değiştiğini söylüyor.
Keşke Savaş’ı yitirmenin “acı cahili” olabilseydi.
Ve karşımdaki adamın gözlerindeki ıslaklık “Sözler kundakçıdır, yangını kelimeler çıkarır” diyen İclal Aydın’a tanıklık ediyordu.
Neyse ki acıyla tükenmemek ve iyiyi, güzelliği, insanca olanı çoğaltmak duygularını besliyor kaybetmek.
Müjdat Gezen’in şiirinden bir alıntı “YOK OLACAKKEN, VAR OLMAK” işte budur.
Ahmet Çağan ve Mehmet Çağan imzalı “YOK OLACAKKEN, VAR OLMAK” başlıklı kitap Müjdat Gezen’in öyküsünü ve felsefesini yansıtıyor.
ŞEFFAF ODA’da şiir, şarkı da var.
Müjdat Gezen şarkı söylüyor, darbuka çalıyor, anılar canlanıyor...
Keyifli bir program.
DÜZ ÇİZGİ
UĞUR Dündar’ın Yeşilköy’deki komşuları “onu sevdiklerini, gazeteciliğine saygı duyduklarını” söylerler.
Ancak...
“Yaptığı yayınlar nedeniyle kirli işler yapan odaklara çomak soktuğu ve bu nedenle olası bir saldırı nedeniyle kaygı duyduklarını” belirterek bir ricaları olur.
“Acaba başka bir eve taşınabilir mi?”
Komşular haksız değildir.
Kendilerini tehlike altında hissetmektedirler.
Özellikle de çocuklarını...
Gerçekten...
Mafyadan, çıkar tezgâhları Uğur Dündar yüzünden bozulan menfaat odaklarından tehditler kulaktan kulağa duyulmaktadır.
Zaman zaman koruma tedbirleri, bomba düzenekleri onları huzursuz ve gergin psikolojiye itmiştir.
Uğur Dündar onları anlayışla karşılar ve bu evi satarak başka bir eve taşınır.
Bunları Uğur Dündar’ın yaşamını anlatan “İŞTE HAYATIM” adlı Nedim Şener’in yazdığı kitapta okudum.
Uğur Dündar’la 30 yılı aşkın dostluğumuz süresince yıllarımız zaman zaman kesişti. Kitapta bunlara da yer verilmiş. Benim unutmuş olduğum bir anı da Yeşilköy’deki bu ev...
Ömer Çavuşoğlu ve Ahmet Kozanoğlu’yla birlikte GÜNEŞ’i kurarken Uğur Dündar’ın o sıralarda TRT’den ayrılmış olması bizim için güzel bir rastlantıydı. GÜNEŞ’in kadrosuna onu da kazanmak istedik.
Ancak...
Türkiye’nin en iddialı gazetecilerini bir araya getirirken karşı karşıya olduğumuz ağır riski de saklamıyorduk.
Gazete dağıtımını elinde tutan grupların GÜNEŞ’i dağıtmamak gibi bir fazla zorlandıkları duyumunu almıştık.
O nedenle beraber çalışmak üzere anlaştığımız gazetecilere toplu bir ödeme yapıyorduk.
Gazete dağıtılmazsa arkadaşlarımız kendilerinin ve ailelerinin yaşam düzeyini aşağılara çekmeden birkaç yıl geçinebilecekti.
Çünkü...
Bazı yayın grupları GÜNEŞ’e gidenlerin geri dönmek istediklerinde kabul edilmeyeceklerini fısıltı yoluyla yaymışlardı.
Uğur Dündar’a dönelim...
Nedim Şener’in kitaptaki satırlarına göre meğer Uğur Dündar GÜNEŞ’e gelirken aldığı o toplu parayla, ileride komşularını kaygılandıracağı Yeşilköy’deki evi almış, bunu unutmuştum...
Bazılarının kompleks konusu yaparak hatırlamazdan geldikleri böyle anıları Uğur Dündar nasıl da hiç rahatsızlık duymadan ve doğallıkla anlatmış Nedim Şener’e...
Sonunda önce Haldun Simavi’nin sonra da Erol Simavi’nin ilkeli tavırlarıyla dağıtımı engelleme çabalarını aştık GÜNEŞ “en çok satan” gazete oldu.
Uğur Dündar GÜNEŞ’te iyi işlere imza attı ve bir süre sonra da televizyona geri döndü. Onun asıl büyük aşkı ekrandır... Ayrılırken ön ödeme olarak aldığı miktarı geri vermek istedi.
Öyle güzel işler yapmıştı ki geri vermek istediği miktarı son kuruşuna kadar hak etmişti.
Bunu kendisine söyledim.
Kitabın satırlarından şimdi öğreniyorum ki “Peki Uğur Bey” cevabını verseymişim bu geri ödemeyi Yeşilköy’deki evi satarak yapacaktı herhalde... Uğur Dündar’la yollarımız bir süre sonra Genel Müdürü olduğum Show TV’de yine kesişti. O süreçten ilginç bir anımız da var kitapta... Örneğin...
Kutuplarda buzkıran gemiler gibi programlar yapıyordu.
Tabii onun ödünsüz programlarıyla kırıp döktükleri bizim daha çok yeni olan SHOW TV’ye de bileniyorlardı.
Öylesine çok düşman kazanıyordu ki ona “Bari ileride tabutunu taşıyacak 4 kişi bırak” demiştim.
Ama...
Bu “düz” çizgi Türkiye’ye önemli yararlar da sağladı.
Birkaçını sıralayayım:
“Kumarhaneler onun yayınları sonucu kapatıldı... Fuhuş merkezi Soğukoluk bataklığı onun yayınlarıyla kurtuldu... Şimdi orada sosyal tesisler var... Kuş gribi sonrasında çöken tavukçuluk sektörü onun ekranlardaki kefaletiyle dirildi...”
Uğur Dündar’ın “İŞTE HAYATIM” kitabını yazan Nedim Şener’in satırları akıp gidiyor.
Gazetecilik yüksek okullarında ders notları olmalı.
Ve bir not... Sadece artık hayatta olmayan bir sevgili meslektaşımızla ilgili sayfa için “Keşke kitapta yer almasaydı” diye düşündüm.








Dikkat, üç aylar geliyor!