Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uçağı iki gün önce Muskat’a inişe geçerken, ben de önümdeki kâğıttan Çankaya’daki basın ekibinin Umman’la ilgili hazırladığı hap gibi bilgileri okuyorum.
2.5 milyoncuk bir krallık, pardon ‘sultanlık.’ Sultan Kabus diye bir adam 1970’ten beri başta. Zaten yönetimi babasından darbeyle almış, ama son yıllarda ufak ufak, şûra, kabine gibisinden açılımlar var. Tamam petrolleri var, ama Suud’lar ve Körfez ülkeleri kadar değil; Batı yanlısı ve nevi şahsına münhasır bir yer.
Yemen’in dibinde denizlerle çevrili dev bir çöl. Sinbad’ın vatanı.
İyi de, biz burada ne arıyoruz Allah aşkına?
Bu sorunun cevabını, diplomatlardan değil, gezi boyunca sohbet ettiğim, milyar dolarlık işler yapan işadamlarından alıyorum.
Türkiye’nin önde gelen işadamlarından biri “Artık gittiğimiz her yerde kendimizi birinci sınıf hissediyoruz” lafını kullanınca kulak kabarttım. “Balkanlar’da, Kafkaslarda, hatta Avrupa’da. Yalnız özgüven açısından değil. İşi bitirme, performans, yeterlilik açısından da öyle. Ve bu da biliniyor.”
Türkiye’nin Umman’la iş hacmi 4.5 milyar dolar; ancak belli ki bu gezi sayesinde bu rakam kısa sürede 5 milyara, kim bilir, önümüzdeki dönem daha yukarılara çıkacak.
Son yıllarda Arap ülkelerinde görmeye aıştığımız tanıdık senaryo: TAV, havaalanlarını inşa ediyor. Balkanlar ve Kuzey Irak’ta otoyollar, havaalanları yapa MAKYOL ise sultanlığı Körfez ülkelerine bağlayan karayolununu yapımını gerçekleştiriyor. STFA, milyar dolarlık limanı inşa ediyor. Onun dışında hastane kuran ve ticaretle uğraşan irili ufaklı şirketler var. Türkiye ayrıca bu ülkeye hücumbot satıyor, savunma sanayiine girmeye hazırlanıyor. Yeni ihalelerin tümünde Türk şirketleri talip.
Ah tabii bir de Türk dizileri muhabbeti var. Buranın Başbakanı, Gül’ü görünce, “Karım Türk dizilerine hayran. Evde sohbet edemez olduk” diyor .
Yanlış anlaşılmasın. Bu coğrafyada aslan payı hâlâ İngiliz ve Fransız şirketlerine, petrolde Amerika ve Çin gibi ülkelere ait. Ancak uzaklardan depar atarak gelen Türkiye, varlığını hızla hissettiriyor.
İşte Ak Parti dönemi dış politikası ve “eksen” tartışmalarında atladığımız belki de en önemli boyut, Türkiye’yi son yıllarda kendi coğrafyasında lider yapan siyasi yükseliş trendinin aslında “ekonomik bir cihat” olduğu. Bunu, Türk basınından daha iyi Economist dergisi gördü, Türkiye’nin Ortadoğu’ya dönüşünü “tüccar siyaseti” olarak tanımladı. Birbiri ardına bu resmi gezilere katıldıkça, Türkiye’nin doğal nüfuz alanında etkin olmak dışında bir seçeneği olmadığını da görüyorum. Siz istemeseniz de bu insanlar istiyor. İktidarda kim olursa olsun Türkiye’nin bu coğrafyada ekonomik hâkimiyet kurmaya devam edeceğini, bunun ister istemez Müslüman dünyasındaki siyasi gücünü artıracağını görmemek mümkün değil.
Doğruyu söylemek gerekirse, ben de zaman zaman son 7 yıldır uygulanan dış politikayı, önceliklerimizi eleştirdim; Sudan, İran gibi ülkelerle tehlikeli flört ve Avrupa’dan uzaklaşmanın bedelleri konusunda uyardım.
Ancak gel gör ki Türkiye’nin kendi bölgesinde süper güç haline gelme yolunda olduğunu görmek için, Hakkâri’nin doğusuna, Körfez’e, Irak’a, Lübnan’a gitmek gerekiyor. Buralardan bakınca, insanların hayranlıkla izlediği, yükselen bir değer Türkiye.
Bu işler de gitmeden olmuyor. İşte Umman Denizi’ne eski bir şarkı sözündeki gibi “derdimizi denize dökmeye değil”iş almak için geldik.








Milli Bayramlar için tüm belediyeler göreve