Emekli milletvekillerinin maaşlarına yapılan zamla ilgili bir kaşık suda kopan fırtınaya hayret ediyorum.
Kendi sorunları ya da sağında solunda yaşanan baskılar konusunda ağzını açmayan medya, iş milletvekili maaşlarına gelince hesap soruyor. Sarkozy’ye çakmak kadar popüler (ve zararsız) bir iş bizim vekillere çakmak.
Tabii ki Meclis’in gece yarısı geçirdiği maaş zammıyla ilgili hesap sormak görevimiz. Gazetecilik bugünler için var. Yasanın zamanlaması, yangından mal kaçırır gibi çıkması hoş değil.
Ama vekillerin maaşını konuşacaksak, gelin sadece popüler sloganlar değil hepimizin bildiği ‘gerçeklerden’ başlayalım.
Türkiye’de siyaset yapmakla ilgili en büyük ‘sır’ nedir biliyor musunuz? Siyasetin iş dünyası tarafından finanse edildiği! Şaşırmayın. Siyaset son derece pahalı bir iş. Birkaç istisna dışında aday gösterilmek için de, milletvekili seçilmek için de, vekillik yapabilmek için de ciddi paraları gözden çıkarmanız gerekir. Söz ettiğim, ayda 10 bin lira civarındaki milletvekili maaşının çok daha ötesinde rakamlar.
Nedir bu masraflar? Milletvekili kendi seçim bölgesine seyahatlerini, yeme içmesini, ağırlama masraflarını, ev kirasını, (bazı partilerde) cep telefonu faturasını kendi ödüyor. Ayrıca İzmir, İstanbul, Ankara ve Batı illerimiz dışında birçok ilden gelen vekilin ‘seçmen ağırlama gideri’ var. (Bu tamamen Türkiye’nin sakat, köhne ‘tek merkezden yönetilme’ sisteminin sonucu.) Örneğin Adana, Erzurum, Karadeniz ya da Doğu Anadolu illerini temsil ediyorsanız, günde onlarca ziyaretçiniz oluyor. İnsanlar tayin için, ‘bakanlıklarda işi’ için, iş bulmak için, emekli maaşındaki sıkıntı için, bürokratik sorunları için, şu-bu için kalkıp Erzincan’dan, Adana’dan, Bingöl’den Ankara’ya geliyor.
Maalesef Türk demokrasisi de ‘tek merkezden’ yönetilmeye alıştığı için, Meclis henüz diğer ülkelerde olduğu gibi vekillere seçmen bölgelerinde büro açmış değil. Bu durumda gelen insanları ağırlamak, bütün gün çay-kahve içirmek, yemek yedirmek, yeri geldiğinde hastane masraflarını ve yol paralarını bile karşılamak vekillere düşüyor.
Geçenlerde bir vekil, seçmen taleplerinden ve uçak masraflarından yakınarak ‘Bölgeme yaptığım her ziyaret 3-4 bine mal oluyor’ dedi. Şaşırmadım.
Bir de seçim kampanyası var. Siyaset, devam garantisi olmayan bir iş. Bu dönem varsınız, yarın yoksunuz. Ama seçilebilmek için hem partinize para yatırıyorsunuz, hem de seçim sürecinde kesenin ağzını açıyorsunuz.
İş dünyasından ya da aileden varlıklı isimler dışında pek az kişi bu masrafları kendi başına göğüsleyebiliyor. O yüzden ne oluyor biliyor musunuz? En iyi ihtimalle milletvekilleri tanıdıkları, yakın hissettikleri işadamlarından ‘destek’ almak zorunda kalıyor. Hele de ilk dönemleriyse ya da zengin bir partiden değilseler. Bu durum, her parti için geçerli. Tabii bunun da ötesine gidip doğrudan aktif ticaret içinde olan ya da iş kovalayan milletvekilleri de var. Birçoğu özel sohbetlerde açıkça ‘Bu parayla geçinemiyorum ne yapayım’ diye itiraf ediyor.
Şimdi başa dönelim. Tercihiniz bu sistemi devam ettirmek, siyasetin iş dünyası tarafından finanse edilmesini, siyasetçinin ticarete mahkûm olmasını sağlamaksa, sorun yok. Ama vekillerin bağımsız olmasını, hür iradeleriyle karar vermelerini, işadamına tabi olmamasını istiyorsanız, o zaman bu maaşı milletin temsilcilerine fazla görmeyin.
Dün Avrupa Parlamentosu ve Amerikan Kongresi’nden isimlerle konuştum. Yerim kalmadığı için detayları aktaramıyorum. Ama rahatlıkla söyleyebilirim; bizdeki milletvekili maaşları, diğer ülkelere kıyasla son derece makul. TBMM’deki vekillerin masrafı fazla, geliri ise hâlâ Batı’daki muadillerinden az.
Başa dönelim. Kendi sorunlarını görmezden gelen medyanın Meclis’e çakmasının dayanılmaz cazibesini anlıyorum. Ama eğri oturup doğru konuşalım. Siyasetin finansmanı, demokrasinin kalitesiyle ilgili bir mesele.
Ve bu memlekette sorun, emekli vekillerin maaşları değil, vekil olmayan sıradan vatandaşın durumu!








