Erzincan-Erzurum hattındaki “yargı savaşları” Ankara’ya uzandı. İktidarla yüksek yargı arasında epeydir süren “güçler çatışması”nın Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın açıklamalarının ardından giderek sertleştiği gözleniyor.
Arınç, yargıçları “cübbelerini çıkarıp” siyaset yapmaya çağırdı. Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanmasına yol açan soruşturmayı yürüten Erzurum Savcısı Osman Şanal ve 3 savcının “özel” yetkilerinin alınması ve yerlerine 4 yeni savcı atanmasının ardından mahkemenin nasıl etkileneceği de “kriz”i derinleştiriyor. Medyanın “devlet krizi” nitelemesine uygun biçimde tartışmalar dün devletin zirvesine de taşındı. Cumhurbaşkanı Gül, AB müzakereleri yürüten bir ülkede bu tür kısır tartışmalar yerine “yargı reformu”na ihtiyaç duyulduğunu belirterek gereğinin yapılmasını istedi.
İktidar çevrelerinde ise “İkinci Şemdinli vakası”nın yaşandığı görüşü yaygın. Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten atılmasına benzer bir durumun Erzurum’daki savcıların başına geldiği öne sürülüyor. CHP ise Erzincan Savcısı İlhan Cihaner’e “destek” heyeti gönderdi. Cihaner’in İsmailağa cemaatinin üzerine gitmesi nedeniyle tutuklandığı inancı var CHP’de; Şemdinli’den önce Van’daki rektör olayı örnek gösteriliyor.
Ergenekon davası da net olarak ortaya koydu ki, CHP ve AKP’nin bu tür olaylara “adil” bakması mümkün değil. İktidar savcılara arka çıkarken, avukatlık da CHP’ye düşüyor. Muhalefet cephesine, ordu ve yargıyı da eklemek gerekiyor!
Eskiden darbelerden sonra askerler NATO’ya, CENTO’ya “bağlılık” mesajı yayımlarlardı. Artık darbe olmadığı için, bu görev seçimle işbaşına gelen sivillerden bekleniyor. Mesela AKP’nin iki dönemdir, Anayasa Mahkemesi’ne, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na “bağlılık bildirmesi” gerekiyor!
12 Eylül darbesini kutsayan 28 Şubat brifinglerinde en ön sırada oturan yargıçların, İslamcı kökleri nedeniyle bu iktidarı “meşru” görmediği, rejim için “tehlike” saydığı açık. Bu yüzden 2007’de Meclis’e Cumhurbaşkanı seçtirmediler!
Özal, Demirel ve Sezer’de aranmayan “367 koşulunu” AKP’ye dayattılar. Ordu ise Anayasa Mahkemesi’ni bu yoruma zorlamak üzere 27 Nisan’da “e-muhtıra” verdi. Bu baskılara rağmen AKP yüzde 47 ile iktidara gelince “Çankaya krizi”ni seçimle aştılar. Türbanla ilgili anayasa değişikliği yeni bir “meydan okuma” sayıldı. 2008’de “kapatılma davası” geldi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Habur, Erzincan ve Erzurum’u birlikte inceleyerek, yeni bir davanın gerekçesini oluşturmaya çalışıyormuş! Böylece seçim zorlanacak. PKK’yı silahsızlandırmanın neresi suç, ayrıca tartışılabilir ama “darbeseverliğin” askerden yargıya geçtiği bir düzende “adalet”ten söz edilemez! Yargıçlar düzeni, demokratik değil monarşiktir.








