CHP “çifte kurultay”a gidiyor. 26-27 Şubat tarihlerinde “tüzük değişikliği” için iki ayrı kurultay toplayacak.
Bir parti tüzük ve programını değiştirme ihtiyacını neden duyar?
İktidara gelmek için.
CHP, 1965 seçimlerindeki “ortanın solu” hareketinden bu yana iktidar arıyor.
Bu başarıyı geçen altmış yılda sadece Ecevit, 1977 seçimlerinde CHP’nin oylarını yüzde 42’ye çıkararak yakaladı. Ancak 12 Eylül 1980 darbesine gidilen koşullarda Türkiye’nin egemen sınıfları bir “sosyal demokrat” iktidara tahammül edemedikleri için seçim zaferi ancak 22 aylık bir iktidar süresiyle sınırlı oldu.
Ecevit’in “düzen değişikliği” iddiası sözde kaldı.
12 Eylül’den sonra İnönü ve Baykal’lı hükümet ortaklıkları, Ecevit’in “ulusalcı sol” programla 1999’da sandıktan birinci parti çıkıp MHP ve ANAP’la kurduğu koalisyonlar, “sosyal demokrasi” adına topluma bir şey kazandırmadı.
CHP denince akla “muhalefet” geliyor!
Muhalefet kavramı CHP özelinde ayrıca “parti içi muhalefet”i de çağrıştırmaktadır.
Liderlik Baykal’dan Kılıçdaroğlu’na geçtikten sonra 1973 seçimlerinden bu yana “parti içi iktidar” mücadelesi yapan hiziplerin geri çekileceği, “yenilgiyi” kabul edecekleri artık siyaseten “emekli olacakları” düşünülürken kavga yeniden başladı. Bu defa “tüzük değişikliği” üzerinden kavga yeniden başladı.
Sanki daha demokratik bir tüzük yapılırsa, CHP iktidara gelecek!
Evet, CHP’nin bunu başardığı dönem oldu. 1965 seçimlerinde “Ortanın Solu” hareketiyle CHP sosyal demokrasiye açıldı. Seçimleri kaybetmesine rağmen Ecevit’in bir “yön” ve “yörünge” olarak CHP’nin yeni vizyonunu halka anlatması neredeyse on yılı bulmuştu.
Ecevit, “CHP artık düşünsel dağınıklık ve tutarsızlıklardan kurtularak belirli bir yörüngeye girmektedir” derken 1970’lerde sosyal demokrasinin iktidar yolcuğunu şöyle anlatmıştır:
“CHP kendini halka daha iyi anlatabilmelidir. Bürokratik ve soğuk yüzlü devlet imajını; Osmanlı Devleti’nin çöküntü dönemindeki aydın-halk ikiliğinden kalma, halktan uzaklık imajını üstünden atabilmelidir.
Muhalefette olmak, yani devletin başında bulunmamak bu imaj değişimi için fırsattır.
CHP halka gitmelidir.
Ama halka gittiğinde, yalnız uzatacak eli değil, söyleyecek sözü de olmalıdır. Halkta bir umut ışığı, bir inanç ateşi yakabilmelidir.
CHP halka gitmelidir.
Ama her üyesi ayrı bir türkü tutturarak değil, uyumlu bir koro halinde, bir insanlık ve toplum ülküsüyle halka seslenebilmelidir. Halkta, kendi haklarının bilincini uyandırabilmelidir.”
Sol, AKP karşısında üç seçimdir kaybediyor!
CHP, muhafazakâr çoğunluk karşısında 1970’lerdeki gibi topluma “sol” bir seçenek sunabilmiş olsaydı iktidara rahat gelirdi. Bu potansiyeli şimdi de “tüzük” savaşıyla tüketiyorlar!
Yönsüz, yörüngesiz bir CHP’nin iktidar şansı olamaz.








Abdullah Gül'ün muasır medeniyet kriterleri hakkında